Sürüngen Pullarının Kuş Tüyüne Dönüşmesinin İmkansızlığı


Kuşların kökeni Darwinizm için her zaman önemli bir sorun olmuştur. Hatta evrimciler halen bu konuda fikir birliğine varamamışlardır. Evrimcilerin bu konudaki açmazlarından bir tanesi de, kuş tüylerinin kökenidir. Kuş tüyleri, uçmak için gerekli olan, oldukça kompleks yapılardır ve yalnızca kuşlarda bulunurlar.

Bugün birçok evrimci, dinozor pullarının milyonlarca yıl içinde günümüz kuşlarının tüylerine dönüştüğünü iddia etmektedir. Kuşların kökeni ile ilgili ortaya atılan bu senaryoya göre, sürüngen pulları mutasyonlar ve doğal seleksiyon ile zaman içinde şekillenerek kuş tüylerine dönüşmüştür. Ancak fizyolojik ve anatomik açıdan imkansız olan bu dönüşümü -pullardan tüylere geçişi- gösteren hiçbir kanıt yoktur. Bu durumun farkında olan evrimciler de yüzeysel izahlarla konuyu geçiştirmek isterler. Ateist evrimci Richard Dawkins bir kitabında "Tüyler değişmiş sürüngen pullarıdır." gibi tek cümlelik kaba bir açıklamayla yetinmektedir. -Jonathan Sarfati, Refuting Evolution: A Response to the National Academy of Sciences, Teaching About Evolution and the Nature of Science, Master Books, ABD, 1999, s. 64; [Richard Dawkins, Climbing Mount Improbable, Penguin Books, England, 1996, s. 113.]. Şimdi evrimcilerin bu iddialarının imkansızlığına daha detaylı olarak değinelim:

Sürüngen pulları ve kuş tüyleri birbirinden çok farklı yapılardır:


Tüylerin kökeninin evrimciler açısından makul bir açıklamasının olmaması son derece doğaldır. Çünkü sürüngen pulları ve kuş tüyleri birbirinden tamamen farklı yapılardır. Connecticut Üniversitesi'nde fizyoloji ve nörobiyoloji profesörü olan A. H. Brush, aşağıdaki ifadeleriyle sürüngen pulları ile kuş tüyleri arasındaki tasarım farklılığını şöyle ifade etmektedir:

Tüyler ve pullar... Genetik yapılarından gelişimlerine, morfolojilerinden doku organizasyonlarına kadar herşeyde birbirlerinden farklıdırlar... Kuş tüylerinin protein yapısı ise diğer omurgalıların hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün bir yapıdır... Tüyler fosil kayıtlarında da sadece kuşlara has bir özellik olarak bir anda belirirler. -A. H. Brush, "On the Origin of Feathers", Journal of Evolutionary Biology, cilt 9, 1996, s. 132


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/39.jpg
Kuşlar hayatlarını devam ettirebilmek için tüylerini daima temiz, bakımlı ve her an kullanıma hazır tutmak zorundadır. Tüylerin bakımı için kuyruklarının dibinde bulunan yağ keselerini kullanırlar. Gagalarıyla bu yağdan bir miktar alarak, tüylerini temizler ve parlatırlar. Bu yağ, yüzücü kuşlarda, suyun içinde veya yağmur altındayken suyun deriye ulaşmasına engel olur. Dahası kuşlar tüylerini kabartarak, soğuk havalarda vücut ısılarının düşmesini engeller. Sıcak havalarda ise tüylerini vücutlarına yapıştırarak, vücutlarının serin kalmasını sağlarlar. Tüylerin kuşların ihtiyaçlarına yönelik çok fonksiyonlu olarak yaratılmış olması da, Allah'ın canlılar üzerindeki rahmetinin örneklerinden biridir.

Pullar derideki yassı, boynuzumsu sertlikte tabakalardan oluşan kıvrımlardır. Çatı kiremitleri gibi üst üste binen, suyu dışarıda tutmaya yarayan, hayvanın hareket etmesine izin veren ve vücut sıcaklığını koruyan yapılardır. Tüyler ise hafif, güçlü, aerodinamik şekilleriyle sadece kuşlara özgü, tüy, tüycük ve kancalardan oluşan, merkezi bir gövdeye sahip çok kompleks yapılardır. Kenarlardaki küçük tüycükler çengellere kilitlenen küçük kancalarla donanmıştır ve tüyün yüzeyini düz, güçlü ve esnek olacak şekilde kanada bağlarlar. Bu yapı aynı zamanda onları su-geçirmez yapar ve bu kancalar sayesinde her tüycük birbirine sanki bir fermuar gibi tutunur.

Örneğin Turna kuşunun tek bir tüyünün üzerinde, tüy sapının her iki yanında uzanan 650 tane ince tüy vardır. Bunların her birinde 600 adet karşılıklı tüycük bulunur. Bu tüycüklerin her biri ise, 390 tane çengelle birbirlerine bağlanır. Çengeller bir fermuarın iki tarafı gibi birbirine kenetlenir. Bu çengeller herhangi bir şekilde birbirinden ayrılırsa, kuşun bir silkinmesi veya daha ciddi durumlarda gagasıyla tüylerini taraması, düzleşmiş tüylerin eski aerodinamik şekillerine dönmeleri için yeterli olur. Ornitolog (kuş bilimci) Alan Feduccia, tüylerdeki tasarımı şöyle tarif eder:

Tüyler hafif, dayanıklı, aerodinamik bir şekle sahip, tüycüklerden ve kancalardan oluşan detaylı bir yapıya sahiptirler. Bu da onları su geçirmez yapar ve gagayla yapılan kısa bir düzeltme, düzleşmiş tüyü anatomik şekline tekrar sokabilir. Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, New Haven, CT, 1996, s. 130.

Tüylerin bu kompleks tasarımının, rastlantısal mutasyonlar sonucunda sürüngen pulundan evrimleştiğini savunmak, hiçbir bilimsel temeli olmayan, dogmatik bir inanıştan başka bir şey değildir. Nitekim neo-Darwinizm'in kurucularından biri olan Ernst Mayr, bu konuda yıllar önce şu itirafta bulunmuştur:

Duyu organlarının, örneğin bir omurgalı gözünün ya da bir kuşun tüyleri gibi kusursuzca dengelenmiş sistemlerin rastlantısal mutasyonlar sonucunda gelişebileceğini varsaymak, bir insanın inandırıcılığı üzerinde ciddi bir sınırlamadır. Ernst Mayr, Systematics and The Origin Of Species, Dove, New York, 1964, s. 296

Kuş tüylerinin ve sürüngen pullarının gelişimleri birbirinden çok farklıdır:Tüyler, pullardan sadece yapıları açısından farklı değildir. İzledikleri gelişim yolları da birbirlerinden tamamen farklıdır. Bir tüyün gelişimi de son derece kompleks bir süreci kapsar. Ayrıca puldakinden çok farklı olarak, tüyler tıpkı saçlar gibi "folikül" denen keseciklerden gelişirler. Ancak bir saç teli tüyden çok daha basit bir yapıdadır. Gelişen tüy bir kılıf tarafından korunur ve konik yapıdaki bir çekirdek etrafında oluşur. Tüy haline gelecek hücrelerin gelişimi de çeşitli kompleks fizyolojik süreçleri içerir. Hücreler oluştuktan sonra, tüyler üzerindeki çengellerin ve kenardaki küçük tüylerin kompleks dizilimlerini oluşturmak üzere, hücreler göç ederek birbirlerinden ayrılırlar. A. C. Lucas, P. R. Slettenhein, Avian Anatomy: Integument, GPO, Washington, D.C., 1972

Ayrıca tüyler ve pullar derinin farklı katmanlarından gelişirler. Temelde protein yapısına sahip olan tüyler, "keratin" adı verilen bir maddeden yapılır. Keratin, derinin alt tabakalarındaki yaşlı hücrelerin, besin ve oksijen kaynaklarının yetersizliğinden ölmesi ve yerlerini genç hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert ve dayanıklı bir maddedir. Ancak tüy proteinleri (b-keratinleri), deri ve pul proteinlerinden (a-keratinleri) biyokimyasal olarak da farklıdır. Bu farklılıklardan ötürü Alan Brush şu sonuca varmaktadır:

Kuş tüyleri morfolojik (biçimsel) düzeyde sürüngen pullarıyla homolog (benzer) olarak düşünülmektedir. Ancak kuş tüyleri gelişim, morfoloji, gen yapısı ve dizilimi, lif oluşumu ve yapısı açısından farklıdır. A. H. Brush, "On the origin of feathers", Journal of Evolutionary Biology, cilt 9, 1996, s. 131-142

Dr. Carl Wieland'ın Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. David Menton ile yaptığı röportajdan, sürüngen pullarının kuş tüylerine evrimleşmesinin imkansızlığı ile ilgili kesit şöyledir:

Dr. Carl Wieland: ... Evrimciler uzun süredir kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiğini, bu yüzden ikisinin de esas itibariyle aynı yapıya sahip olduklarını -çok benzer- olduklarını iddia etmektedirler.

Dr. David Menton: Evet onları kıyaslamak konusuyla ilgileniyorum. Evcil bir boğa yılanına sahip, bir laboratuvar teknisyenim vardı; bu yüzden deri değiştiren yılandaki pullardan bir kısmını inceleme imkanım oldu. En ufak bir parçanın bile tüylere benzerliği yoktu elbette. Tek benzerlik her ikisinin de saç, tırnaklar ve derimiz gibi keratin proteininden meydana gelmiş olmalarıdır. Gelişimleri de oldukça farklıdır. En temel farklılık, tüylerin bir folikülden ortaya çıkmasıdır. Bir folikül derinden gelişerek derinin dışına çıkan- epidermisin (dış deri) boru şeklindeki, aşağıya doğru sarkan uzantısıdır. Ve özelleşmiş canlı derinin bu borusu, çok derindeki bir büyüme matrisinin içerisinde tüy üretir. Sürüngen pulunun kesin olarak foliküllerle ilişkisi yoktur. Pulların tümü bir yaprak gibi dökülebilir, çünkü pullar hiçbir şey değildir. Fakat epidermisin içinde bağlanırlar, tüyler ise kendi foliküllerinden ortaya çıkarlar... eğer evrimciler gerçekten de bir delil göstermeyi istemiş olsalardı, tüylerin saçlardan evrimleştiğini ya da tam tersini iddia etmeleri gerekirdi. Tabii bu, memeliler ve kuşların bağımsız olarak sürüngenlerden evrimleştikleri inancına uymayacaktı. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland, Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19. 


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/40.jpg

TÜYLERİN BÜYÜME ŞEKLİ, PULLARDAN ÇOK FARKLIDIR.


Tüyler, pullardan sadece yapıları gereği farklı değildir. İzledikleri gelişim yolları da birbirlerinden tamamen farklıdır. Tüyler keratinositlerin (içinde keratin oluşan hücrelerin) artması ve farklılaşması ile büyürler. Epidermis (dış deri) tabakasındaki bu keratin üreten hücreler öldüklerinde arkalarında bir keratin yığını bırakırlar. Keratinler katı yapılar oluşturan güçlü, ama aynı zamanda esnek protein lifleridir. Tüyler beta-keratinlerden meydana gelir. Büyüyen tüyün dışındaki kılıf daha yumuşak olan alfa-keratininden oluşur. Tüyler papillae adı verilen ve deri altında bulunan oyuklar oluştururlar ve hemen hemen tüm vücudu sararlar. Her oyuk, tüy gelişmesini sağlayacak şekilde bol miktarda kan ile takviye edilir. Güçlü ancak hafif bir yapı olan tüyler, pullardan ve -ince, kalın, tüylü veya tüysüz- tüm deri çeşitlerinden farklıdır.

(1) Tüy büyümesi dermisteki hücrelerin yoğunlaşması üzerine epidermisin kalınlaşmasıyla -bir plak (placode) ile- başlar.

(2) Daha sonra bu plak, tüy tohumu denilen uzatılmış bir tüp oluşturur.

(3) Tüy tohumu etrafında halka şeklinde çoğalan hücreler, tüyü meydana getiren folikülü (kesecik) oluştururlar. Folikülün dibindeki bu halka içinde, keratinositlerin sürekli üretimi, yaşlı hücreleri yukarı ve dışarı doğru iter. Bunun sonucunda boru şeklinde bütün bir tüy oluşur.

İKİ YAPI ARASINDA EVRİM İMKANSIZDIR.

Tüm bu aşamalar göz önünde bulundurulduğunda, tüyün belli bir amaç doğrultusunda geliştiği görülür. Tesadüflerin bir amaç doğrultusunda akıl ve bilinç gerektiren tasarımlar meydana getirmesi elbette ki mümkün değildir. Burada derin düşünen, temiz akıl sahipleri için Allah'ın sonsuz ilmi ve sanatı tecelli etmektedir.

(4) En dış epidermal tabaka büyüyen tüyü koruyan geçici bir yapı olarak tüy kılıfını oluşturur. Bu arada iç epidermal katman, sonradan tüyün kancaları haline gelecek olan bir dizi bölüme ayrılır.

(5) Bir pennacious tüyde sap çıkıntısı oluşana kadar, kancalar halka etrafında sarmal şekilde büyürler. Bu kancalar sapın sırt kısmında birleşirler.
(6) Büyüme sürdükçe, tüyler kılıflarından çıkarlar. Daha sonra tüy düz şeklini almak için kıvrımlarını açar. Tüy asıl boyutuna geldiğinde, folikül halkası tüyün kökünde borumsu, basit bir sap oluşturur.

Şuursuz hücrelerin, ne şekilde birleşirlerse kuşun uçmasını sağlayacak bir düzenlemeye sahip olacaklarını bilmeleri kuşkusuz ki mümkün değildir. Tesadüfi mekanizmaların doğal seleksiyon ve mutasyon- uçuş için elverişli kompleks bir yapı olan tüyü tasarlamaları ise, sağduyu sahibi kimsenin kabul edebileceği bir ihtimal değildir. Canlıların her biri Yüce Rabbimiz'in kendileri için yarattığı organ ve sistemlerle, mükemmel tasarımlara sahiptir. Bu nedenle Allah'ın sonsuz akıl ve ilminin delillerinden bir bölümünü yansıtırlar. Bir ayette Allah şöyle bildirmektedir:

Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)

Evrimcilerin iddiasına göre sıkça rastlanması gereken ara geçiş formlarına tek bir örnek dahi yoktur:


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/41.jpg
Kuş tüyleri ile sürüngen pulları arasındaki büyük yapısal farklar ve kuş tüylerinin son derece kompleks bir tasarıma sahip olması, tüylerin pullardan evrimleştiği iddiasını tümüyle temelsiz bırakmaktadır.
Evrimcilerin iddialarına göre, kuş tüyleri ile sürüngen pulları arasında çok sayıda ara geçiş formu olmalıdır. Fosil kayıtlarında sürüngen pulları, kuş tüyleri, deri veya memeli tüyleri vardır, ancak kuş tüylerine aşamalı bir geçiş olduğunu gösteren kısmen pul kısmen tüy benzeri yapılara hiçbir canlıda rastlanmamıştır.
Güney Avustralya'daki Koonwarra fosil yataklarında bulunan bir tüy fosili. Erken Kretase dönemine ait 100-110 milyon yıllık bu tüy fosili, günümüz kuş tüylerinin kompleks tasarımından farksızdır. (Sağda)

Evrimciler, tüylerin sürüngen pullarından evrimleştiğini öne sürerlerken, fosil kayıtlarında tüylerin aşama aşama gelişimini gösteren hiçbir ara form sunamazlar. Halbuki tüyler ve pullar arasında çok temel morfolojik farklılıklar vardır, bu durum evrimcilerin iddialarındaki ara geçiş formlarının çok sayıda olmasını gerektirir. Ancak fosil kayıtlarında sürüngen pulları, kuş tüyleri, deri veya memeli tüyleri hep tam, kusursuz halleriyle bulunmaktadır. Kuş tüylerine aşamalı bir geçiş olduğunu gösteren, kısmen pul kısmen tüy benzeri yapılara sahip, hiçbir canlı fosili bulunmamaktadır. Bu gerçek, evrimci yayınlardan Nature dergisinde şöyle itiraf edilmektedir:

Tüyler kompleks yapılardır. Kuş fosili kayıtlarında aniden belirişlerinin açıklaması zordur, çünkü fosil kayıtlarında hiçbir ara geçiş yapısına rastlanmamıştır. Xing Xu, Zhi-Lu Tang, Xiao-Lin Wang, "A therizinosauroid dinosaur with integumentary structures from China", Nature, cilt 399, 1999, s. 350-354.

Yaklaşık kırkbeş yıl önce Kuşların Biyolojisi ve Karşılaştırmalı Fizyolojisi adlı kitabının "Kuşların Kökeni" başlıklı bölümünde, evrimci W. E. Swinton kanıt yokluğundan şöyle bahsetmekteydi:

Kuşların kökeni son derece türetimsel bir konudur. Sürüngenden kuşlara doğru değişen aşamaların fosil kanıtları yoktur. W. E. Swinton, "The Origin of Birds", Biology and Comparative Physiology of Birds, ed. A. J. Marshall, Academic Press, New York, 1960.

Bugün bu durum hala değişmemiştir. Columbia Üniversitesi'nden evrimci bir biyolog "Sürüngen pulları ve en ilkel tüy arasındaki ara aşamalara ait tüm fosillerden yoksunuz." ifadeleriyle bu gerçeği dile getirmektedir. Evrimci paleontolog Barbara J. Stahl ise bu konu ile ilgili şu itirafta bulunmaktadır:

Tüylerin, sürüngen pullarından evrimleştikleri varsayımı, analizlerce doğrulanmamaktadır... Tüylerin kompleks yapısı göstermektedir ki, böyle bir yapının sürüngen pullarından evrimleşmesi olağanüstü derecede uzun bir zaman ve çok sayıda ara geçiş formu gerektirecektir. Bu zamana dek fosil kayıtları böyle bir varsayımı desteklememiştir.


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/42.jpg
1861'de Langenaltheim yakınlarında bulunan ve literatürde "Londra türü" olarak bilinen bir Archæopteryx fosili. Fosil, Alman paleontolog Hermann von Meyer tarafından açıklandı ve daha sonra Londra Müzesi'ne satıldı. Fosildeki tüyler günümüz uçucu kuş tüyleri ile aynı yapıdadır. Archæopteryx fosilleri milyonlarca yıl öncesinde de kompleks tüy yapılarına ve uçma yeteneğine sahip kuşların varlığını göstermektedir.

Barbara J. Stahl, bir başka ifadesinde ara geçiş formu çıkmazından şöyle söz eder:

Pullarla tüyler arasında bilinen hiçbir ara geçiş formu yoktur. Tüylerin pullardan nasıl meydana geldiği sorusu, kuşların sürüngenlerden evrimleştiği iddiasına karşı çıkmaktadır.

Bazı evrimciler, kuşların içi boş kemikleri olduğu için iyi fosil bırakmadıklarını öne sürerek konuyu örtbas etmek isterler. Oysa bu iddia kesinlikle doğru değildir. Özellikle belirli koşullarda, örneğin göl çevrelerinde, iç bölgelerdeki sulak ortamlarda ve denize yakın bölgelerde, kuşlar ve tüyleri çok iyi fosil bırakmaktadır. Nitekim bu bölgelerde kuş fosillerine sıklıkla rastlanmaktadır. Bugüne dek binlerce kuş fosili bulunmuştur ve bunların tümü mükemmel olarak oluşmuş tüylere sahiptir. Fosil kayıtlarında, yarı tüy-yarı pul veya yarı deri-yarı tüy yapılar bulunmadığı gibi, günümüzdeki tüylerden daha az gelişmiş bir tüye ait hiçbir yapıya da rastlanmamıştır. Larry Martin ve S. A. Czerkas, American Zoology dergisindeki bir makalelerinde "bilinen en eski tüyler... şekil ve mikroskobik detay açısından zaten moderndirler." demektedirler. Anatomist David Menton ise bu konuya şöyle değinmektedir:

Tüye az da olsa benzeyen, canlıya ya da fosile ait hiçbir pul örneği yoktur. Archæopteryx, modern kuşlar gibi kompleks tüylere sahiptir.

Bilinen en eski kuş olan Archæopteryx'in mükemmel şekilde korunmuş ve 150 milyon yıllık olarak belirlenen tüylerinin analizi sonucunda, her detayının günümüz kuş tüyleri ile aynı olduğu sonucuna varılmıştır.Daha 1910 yılında, zoolog W. P. Pycraft, Archæopteryx tüyünün günümüzde bilinen tam gelişmiş kuş tüylerinden hiçbir yönden farklı olmadığını belirtmiştir. -W. P. Pycraft, "Animal Life: an Evolutionary Natural History", A History of Birds, cilt 2, Methuen, London, s. 39.- O tarihten günümüze kadar elde edilen diğer Archæopteryx fosilleri de bu gerçeği değiştirmemiştir. Mezozoik dönemin (251-65 milyon yıl öncesi) sonlarına ait, kehribar içinde iyi korunmuş birçok kuş tüyü örneği bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, günümüzde dinozorların derileri ile ilgili birçok bulgu da bulunmaktadır. Söz konusu fosillerin değerlendirilmesi sonucunda da, bunların, "tüy taşıyan derilere öncül olma özelliği taşımadığı" anlaşılmıştır. Richard O. Prum ve Alan H. Brush'un Scientific American dergisinde yayınlanan "Which Came First: The Feather or the Bird?" (Hangisi Önce Oluştu? Tüy mü

Yoksa Kuş mu?) adlı makalelerinde ise şu satırlar yer almıştır:

... tüylerin kökeni konusunun çözümündeki ilerleme, şimdi yanlış olduğu görülen yönlendirmeler tarafından kösteklendi: Tüyün sürüngen pullarından uzayıp ayrıldığı varsayımı ve tüylerin uçma gibi özel bir işlev için evrimleştiği spekülasyonları gibi. İlkel fosil tüylerinin olmaması da ilerlemeyi engelledi. Uzun yıllar boyunca en eski kuş fosili, Jurasik döneminin sonunda (yaklaşık 148 milyon yıl önce) yaşamış olan Archæopteryx lithografica'ydı. Fakat Archæopteryx tüylerin nasıl evrimleştiğine dair hiçbir yeni anlayış getirmedi, çünkü kendi tüyleri bugünün kuşlarından neredeyse ayırt edilemezdi. -Richard O. Prum, Alan H. Brush, "Which Came First the Feather or the Bird?", Scientific American, Mart 2003, s. 84-93.

Evrimcilerin kuş tüylerinin nasıl evrimleştiği hakkındaki ön yargılı tutumları, "birbiriyle çelişen teoriler"in üretilmesine yol açmıştır. İddialara göre sürüngen pulları aşama aşama uzamış, saçaklanmış ve zaman içinde kuşun uçmasını daha kolaylaştıracak şekilde kuşu taşımaya elverişli hale gelmiştir. Cansız atomlardan oluşmuş bir pulun kendi kendine uzamaya karar vermesi, daha sonra bu pulun kuş tüyündeki detaylı tasarımı oluşturacak yapıya dönüşmesi mümkün değildir. Bu mantıksızlığın sürüngenin vücudunu kaplayan diğer tüm pullarda gerçekleşmesi ise daha da imkansız bir durumdur. Şuur sahibi olmayan pulların böyle bir karar almaları ve bilim adamlarını hayranlık içinde bırakan bir yaratılış harikası meydana getirmeleri mümkün değildir. Nitekim evrimcilerin iddilarını destekleyen böyle bir bilimsel kanıt da yoktur. Evrimci iddialar ancak hayal gücüne dayalı senaryolardır.


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/137.jpg
Plymouth Kaya Tavuğu

Pek çok kuşun binlerce tüyü vardır: Plymouth Kaya Tavuğunun (Plymouth Rock Hen) yaklaşık olarak 8.000 ve kuğunun (Whistling Swan) da 25.000 tüyü vardır. Çalıkuşu gibi küçük bir kuşun bile yaklaşık olarak 1.000'den fazla tüyü vardır.1 Binlerce tüyün her birinin ayrı bir fonksiyonunun olması ve bu görevlerine göre doğru şekil, büyüklük ve açı ile doğru yerde bulunması tesadüf eseri oluşabilecek bir tasarım değildir. Çünkü uçuş için düzenlenmiş tüyler, bilinçli bir yaratılışın delilidir ve Allah'ın canlılar üzerindeki hakimiyetini sergilemektedir.
1. B. Taylor, The Bird Atlas, Dorling Kindersley, New York, 1993, s. 5.

Fosil kayıtları tüylü dinozor iddialarını yalanlamaktadır:

Şimdiye dek pek çok fosil üzerinde "tüylü dinozor" spekülasyonu yapılmış, ama detaylı araştırmalar bu iddiaları yalanlamıştır. Ünlü kuş bilimci Alan Feduccia, "On Why Dinosaurs Lacked Feathers" (Dinozorların Neden Tüyleri Olmadığı Üzerine) adlı makalesinde şöyle yazar:

Tüyler tamamen kuşlara özgü yapılardır ve sürüngen pulları ile kuş tüyleri arasında geçiş formu oluşturabilecek, bilinen hiçbir yapı yoktur. Longisquama gibi bazı örneklerde rastlanan uzunlamasına pulların yapısı hakkında yapılan spekülasyonlara katılmıyorum. Bunların tüy benzeri yapılar olduğu yönünde hiçbir somut kanıt yoktur. Alan Feduccia, "On Why Dinosaurs Lacked Feathers", The Beginning of Birds, Eichstatt, West Germany, Jura Museum, 1985, s. 76


Vücudun çeşitli yerlerinde bulunan tüylerin her birinin görevi farklıdır. Kuşun karnındaki tüyle, kanat ve kuyruk tüyleri birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Büyük tüylerden meydana gelen kuyruk tüyleri dümen ve fren görevini yerine getirir. Kanat tüyleri ise, kanat çırpma esnasında açılarak yüzeyi genişletecek ve kaldırma kuvvetini artıracak bir yapıdadır. Kuşun kanadını aşağı doğru çırpması sırasında, tüyler birbirlerine yakın duruma gelerek, aralarından hava sızması engellenir. Kanatların yukarıya doğru kalkışı esnasında ise tüyler iyice açılarak aralarından havanın geçmesine elverişli bir pozisyon alır.

Son 10 yıl içinde "tüylü dinozor" olarak ileri sürülen fosillerin gerçekte hepsi tartışmalıdır. Detaylı incelemeler, "tüy" olarak gösterilen yapıların, aslında derinin altındaki dökülmüş kolajen fiberleri (bağ dokusunu oluşturan ana protein lifleri) olduklarını göstermiştir. Connecticut Üniversitesi'nde kuş tüyleri konusunda uzman olan Alan Brush da, bunların günümüzdeki kuş tüylerinde bulunan yapıdan yoksun olduklarına işaret etmiştir. Söz konusu tüy izleri üzerine yapılan spekülasyonlar, evrimci ön yargılardan kaynaklanmaktadır. Alan Feduccia'nın da belirttiği gibi "pek çok dinozor, hiçbir kanıtı olmamasına rağmen, aerodinamik ve tam uyumlu tüylerle kaplı gibi gösterilmiştir". Ancak zaman içerisinde ortaya atılan "tüylü dinozor" örneklerinin gerçekliği olmadığı ve bu çıkarımların taraflı yorumlardan kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. (Konunun detayları için bkz. Evrimci Fanatizme Bir Örnek: Sahte Fosil Archæoraptor; Hayali Dinozor-Kuş Bağlantıları bölümleri) Feduccia konuyu şu sözleriyle özetlemektedir:


Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nahl Suresi, 17-18)

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/43.jpg

Sonuçta, çeşitli bölgelerden iyi korunmuş derilere sahip pek çok dinozor mumyası bilinmesine rağmen, şimdiye kadar hiçbir tüylü dinozor bulunmamıştır. Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press,1999, s. 132.

Kaldı ki "tüylü dinozorlar" yaşamış olsa bile, bu dinozor-kuş evrimi iddiasına bir delil oluşturmaz. Çünkü söz konusu dinozorlarda var olduğu öne sürülen "tüyler", son derece özgün bir tasarıma sahip kuş tüylerine hiçbir benzerlik göstermemektedir. Ayrıca kuş tüylerinin kompleks tasarımlarının yanı sıra, biyokimyasal yapıları da çok farklıdır. Sözü edilen canlılarda ise kuş tüylerine benzer bir yapı kesinlikle bulunmamaktadır. Connecticut Üniversitesi'nde fizyoloji ve nörobiyoloji profesörü olan A. H. Brush'a göre "kuş tüylerinin protein yapısı diğer omurgalıların hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün" bir yapıdır. A. H. Brush, "On the Origin of Feathers", Journal of Evolutionary Biology, cilt 9, 1996, s. 132

Tüylerin önce yalıtım amaçlı geliştiği iddiası temelsizdir:

Bir kısım evrimciler de, dinozorların yalıtım için tüyler geliştirdiğini, bunların daha sonra uçuş amaçlı düzenlendiğini öne sürerler. Kimileri de tüylerin suyu itmek, fazla kükürt atığını biriktirmek, ısı kalkanı olarak kullanılmak ve vücudun daha yüksek hızlara ulaşması için verimliliğini artırmak amacıyla geliştiğini iddia ederler. Ancak bu iddiaların hiçbirinin, kuşların aerodinamik yapısını açıklamada bir geçerliliği yoktur. Kansas Üniversitesi'nden Richard O. Prum, bu teorilere yönelik yaptığı kapsamlı eleştirisinde şunları yazmaktadır:

Hepsi tüylerin kökeni ve çeşitliliğini açıklamak için yetersizdir. Gerçekten bunlar, yeni fosil buluşlarını değerlendirmenin önünde bir engeldir. Richard O. Prum, "Development and Evolutionary Origin of Feathers", J. Experimental Zoolgy, cilt 285, s. 292

Evrimciler, tüylerin uçuş dışında amaçlar için geliştiğini ileri sürerken, derideki pulların nasıl olup da tüy gibi bambaşka bir yapıya dönüştüklerine dair hiçbir açıklama getiremezler. Daha evvel de belirttiğimiz gibi bugüne kadar, pulların tüye veya ön ayakların kanata dönüştüğünü gösteren herhangi bir fosil kaydına rastlanmamıştır.

Kuşların dinozorlardan geldiği teorisinin en tanınan eleştirmeni Alan Feduccia, dinozorların tüyleri olduğu hakkında hiçbir delil görmediği gibi, bundan sonra göreceği konusunda da ciddi şüpheleri olduğunu dile getirmektedir. Feduccia, tüylerle kaplı kanatların, "omurgalılar tarafından üretilmiş en kompleks uzantı organlar" olduğunu belirtmekte ve uçmayan bir canlının vücudunda tüy geliştirmiş olmasının imkansız olduğunu söylemektedir. Ann Gibbons, "New Feathered Fossil Brings Dinosaurs and Birds Closer", Science, cilt 274, 1 Kasım 1996

Evrimciler açısından diğer bir problem ise, ısı yalıtımı için gerekli seleksiyonun, uçuş için gerekli olan seleksiyondan oldukça farklı olmasıdır. Çünkü ısı yalıtımı için gerekli olan tüy yapısı, uçmak için kullanılandan çok daha farklıdır. En iyi yalıtıcılar -kancalar uçuş tüylerini sertleştirdiği için- kancaları olmayan yumuşak tüylerdir. Bu yüzden, zaten iyi bir yalıtıcı olan yumuşak tüylerin kancalı bir yapı kazanması için bir gereksinim yoktur.

Dolayısıyla evrimcilerin bu iddiaları ile, doğal seleksiyon mekanizmasının işleyişi birbiri ile çelişmektedir. Alan Feduccia da evrimci görüşlerine karşın, bu iddialara şöyle itiraz etmektedir:

Tüylerin her özelliği aerodinamik fonksiyona sahiptir. Hafiftirler, kaldırma kuvvetleri vardır ve kolaylıkla eski biçimlerine dönebilirler. Uçmak için böylesine tasarlanmış bir organın, nasıl olup da ilk başta başka bir amaca yönelik olarak ortaya çıktığını anlayamıyorum. Douglas Palmer, "Learning to Fly", New Scientist, cilt 153, 1 Mart 1997, s. 44.

Örneğin tavuk gibi uçamayan kuşların tüyleri incelendiğinde bunların, uçan kuşlardaki tüylerden farklı olduğu görülür. Uçamayan kuşlarda tüyler, uçabilen kuşlardaki gibi aerodinamik yapıda değil,püskülleşmiş yapıdadır. Bu püsküller de memelilerin vücudunu kaplayan kıllarla benzerlik göstermektedir. Bu benzerlikle ilgili bilinmesi gereken şey, memelilerdeki kılların ısı yalıtımını çok sağlıklı bir şekilde düzenliyor olduklarıdır. Buna göre uçmayı mümkün kılmayan ve püskülleşmiş yapıda olan tüyler ısı yalıtımı açısından avantaj sağlayacaktır.

Bu avantaj ise ısı yalıtımından uçuşa geçildiğini varsayan evrimci senaryoya darbe oluşturmaktadır. Çünkü bu senaryoya göre ilk başta ısı yalıtımı için evrimleştiği varsayılan tüyler püskülleşmiş yapıda olmalıdır ve bu durumda sadece daha iyi ısı yalıtımı sağlayan, yani daha fazla püskülleşmiş tüyler doğal seleksiyonla seçilecektir. Dolayısıyla püsküllü yapıdan aerodinamik yapıya doğru olduğu varsayılan ilerlemeler elenecektir.

Tüy yapısının ısı yalıtımından sonra uçmak üzere özelleşeceğini gösteren hiçbir kanıt yoktur. Hatta uçamayan kuşlardaki kıl benzeri tüyler, bu hayali sürecin aslında tam aksi yönde çalışmasını gerektirir. Sonuç olarak bu durum göstermektedir ki: Evrimciler hayal kurmaktadırlar. Kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiği varsayımı hem kendi içinde tutarsız bir iddiadır hem de fosil kayıtlarında bunu destekleyen hiçbir kanıt yoktur.


HER TÜY ÇEŞİDİNİN BELLİ BİR AMACA HİZMET ETMESİ,
BİLİNÇLİ BİR YARATILIŞIN GÖSTERGESİDİR


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/44.jpgTüylerin uçma dışında kur yapma, kamuflaj, ısınma, sinyalleşme gibi çok çeşitli işlevleri vardır.1 Tüyler kuşa aynı zamanda soğuk hava ve yağmur gibi olumsuz hava koşullarına karşı çok önemli bir koruma sağlar. Kiremit gibi üst üste geçmiş ve bir yağ tabakasıyla kaplanmış tüyler, çatı kiremitlerinin bir evi koruduğu şekilde kuşu, su ve ısı kaybına karşı korur.

Tüyleri oluşturan kısımların -tüy sapları, tüycükler, kancalar- şekillerindeki farklılıklar tüylerin kullanım amacına yönelik özel olarak tasarlanmıştır.

Pennaceous tüyler, sıkı birleşik bir yüzey oluşturmak için komşu tüycüklere kancalarla kilitlenir. Bu tür bir tüy yapısı uçuş için ideal bir tasarımdır.

Plumulaceous tüylerde ise tüyün gövdesini oluşturan sap kısmı yoktur. Tüy demetler halinde karışık halde bulunurlar. Bu tür bir kabarık yapı da ısı yalıtımı için idealdir.

1. W. J. Bock, "Explanatory History of the Origin of Feathers", American Zoology, vol. 40, 2000, s. 479.

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/45.jpgKUŞ TÜYLERİNDEKİ RENKLER ALLAH'IN SANATININ ÖRNEKLERİDİR


Kuş tüylerinde bulunan siyah, kahverengi ve gri pigmentler kuşun kanında, kırmızı ve sarı pigmentler ise yağında bulunur. Lipokrom pigmentleri, kırmızı, turuncu ve sarı renkleri, melanin ise siyah, kahverengi, kızıl kahve ve gri renkleri üretirler.1Kuşlarda görülen renk kuşağı, boyun ve kuyruk tüylerinde bulunan mavi parlaklıklar, bu iki pigmentten ve ışığın farklı dağılımından kaynaklanır. Ayrıca, tüyün üzerinde bulunan ve ancak mikroskopla görülebilen çıkıntılar, adeta bir dağıtım mekanizması olarak hareket ederler ve üzerlerine düşen ışığı, ışık tayfındaki tüm renklere dağıtırlar. Bu ve daha pek çok sistem, kuşlarda canlı renkleri oluşturmak için kullanılır.

Bir kuş, sahip olduğu özelliklerin, tüylerindeki birbirinden güzel renklerin, estetik görünümünün farkında değildir. Örneğin bir tavus kuşu, tüylerini açtığında oluşan ihtişamlı görünümün, renk ve desenlerindeki güzelliğin şuurunda değildir. Bunu ancak insan takdir edebilir ve bu güzellikten ancak insan zevk alabilir.

Allah'ın yarattığı bu güzellikler karşısında insana düşen, Rabbimiz'e şükretmek, O'nun sanatını ve gücünü gereği gibi takdir edebilmektir.

1. C. Hickman, L. Roberts, A. Larson, Integrated Principles of Zoology, McGraw- Hill, New York, 2001, s. 588.

 

TÜYÜN YAPISINDAKİ KOMPLEKS TASARIM, ALLAH'IN DETAYLARDA TECELLİ EDEN SANATINI SERGİLEMEKTEDİR


Tüylerin kökeni ile ilgili iddialar değerlendirilirken, tüylerin yapısının kompleksliği özellikle dikkate alınmalıdır. Nic Bishop, The Secrets of Animal Flight (Hayvanlarda Uçuşun Sırları) adlı kitabında tüyler hakkında şunları söylemektedir:

Tüyler basit görünebilirler ancak aslında çok karmaşıktırlar. Her birinin bir milyondan fazla çok küçük parçası olabilir.1

Tüylerin kompleks anatomisi, tüyün işlevine göre farklılık gösterir. Örneğin, uçuş tüylerinin kompleks şekli, uzun, ince ve sağlam bir saptan her iki tarafa doğru çıkan, dokuma şeklindeki kanatçıklardan oluşur. Bu sap, içi boş, sert bir yapıdan oluşur ve kanca olarak adlandırılan uzantılara destek veren, sağlam ama esnek bir yapıdır.2


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/46.jpg
1) Kuşun kanatları etrafından hızla geçen hava, kaldırma kuvveti oluşturur.

(2) Daha fazla kaldırma kuvveti elde etmek için kuş kanatlarını büker. Böylece kanatların üzerinden akan hava hızlanır.

(3) Eğer kanat çok yukarı doğru bükülmüşse, hava kanadın üst kısımlarına doğru kolayca akamaz ve kuş hızını kaybederek duraksar.
Kuşlar uçarken aerodinamik kuvvetlerin prensiplerini kullanırlar. Kuşların uçuş için kullandıkları bu teknikler, onlara Allah'ın ilham ettiği hareketlerdir.

Kuş kanatlarının üst kısmı bombeli, alt kısımları düzdür. Bu şekil, kanadın üst tarafında, altına göre daha alçak bir basınç oluşturur. Hava basıncındaki bu fark, kanatları yukarı iterek kuşun yükselmesini sağlayan kaldırma kuvvetini oluşturur. (solda)

Kuşun tüyü üzerindeki tüycüklerin de hem kuvvetli, hem de rüzgarda kırılmayacak kadar esnek olmaları gerekir. Kuşlar bu özel yaratılışları sayesinde, hava akımlarını mühendislerin şimdiye kadar tasarlamış oldukları en iyi planörden çok daha ustalıkla kullanabilirler. Kuşların tüyleri üzerinde kancaların olmaması durumunda uçmaları mümkün olmaz. Kancalar, rüzgarın kanada ve tüylere zarar vermesini önleyecek şekilde -belli şartlar altında ayrılabilecek gibi- yaratılmıştır. Ancak bunlar kuşun gagasıyla tüylerini taramasıyla da kolaylıkla yeniden birleşirler. Kuş bilimi konusunda uzman yazar Roger Tory Peterson bu konuyla ilgili olarak şunları ifade etmektedir:
Tüyler doğal bir mühendislik harikasıdır. Öncelikle, çok hafif ve yapısal olarak çok kuvvetlidirler; bir yarasanın uçma esnasında kullandığı kanatları, gerilmiş deriden ya da uçak kanatlarının bükülmez yapılarından kat kat daha çok yönlüdürler. Hasar gördükleri zaman da onarımları çok daha kolaydır... Neredeyse ağırlıkları olmadığı halde kuvvetleri vardır. Tüyün sert sapı, destek gerektiğinde bükülmezlik sağlar, ancak uç kısmına doğru yumuşak olması, havada yapılan çok ani manevralar için gereken esnekliği sağlar. Yumuşak ama sağlam olan bu dokumanın düzgünlüğünü hissedin. Kancaları ayırın, sonra bir kuşun gagasıyla tüylerini düzelttiği gibi parmak uçlarınızla onları tekrar birbirine geçirin. Bunu sağlayan tasarımın şaşırtıcı karmaşıklığı, bir kuş tüyünün mikroskobun altında incelenmesiyle takdir edilebilir.3
Tüyler, üst yüzeydeki havanın alt yüzeydeki havadan daha hızlı akmasını sağlayarak kuşun havalanması için yaratılmışlardır. Böylece kanat üzerindeki hava basıncı da azaltılır. Kanatlar üzerindeki bu kaldırma etkisine "Bernoulli etkisi" denilir.

Uçaklarda da,kanatların üst tarafı alt tarafından uzun ve eğimlidir. Bu şekilde hava, kanadın üst tarafından daha hızlı akar ve buradaki basınç azalır. Kanadın alt tarafındaki basınç üst tarafındakinden fazla olduğu için, uçağı yukarı doğru kaldıracak bir kuvvet oluşur ve uçak yer çekiminin etkisinden kurtularak havalanır. Kuşlarda ise bu etkinin sağlanması için uçuş tüyleri asimetriktir. Ayrıca uçuş esnasında hava ile doğrudan temasta olan ön uçta, daha küçük bir tüy kanadı vardır. Kuşun kanadındaki kompleks aerodinamik prensipler, uçak kazalarının en temel nedeni olan hava boşluğunun olumsuz etkilerini azaltıcı bir mekanizma içerir.4 Kuşun kanat ucunda bulunan ve özel olarak yaratılmış olan yarıklar da, hava akımının bir kısmını geçirirler. Bu, modern uçaklarda mühendislerin, kanat üzerlerinde küçük ek kanat uçları tasarlayarak taklit ettikleri bir yeniliktir.

Ayrıca kuşlar, kanat şekillerini ve akım özelliklerini, havalanmayı, uçuş kontrolünü ve yere inişi kolaylaştıracak şekilde değiştirebilirler. Tüylerini ise, havaya olan dirençlerini değiştirecek şekilde bükebilirler. Bu son derece kompleks bir tendon sisteminin kullanılmasıyla mümkün olur.5
Kuşun tüyleri, deri ve alt deri kasları, kirişleri (kemikleri ve organları birbirine bağlayan doku), beyin ve duyu organları birbirlerine bağlı bir yapıyı oluştururlar. Bu yapı, tüy sisteminin tam olarak çalışması için gerekli olan, indirgenemez komplekslikte bir yapıdır. Bunlardan birinin eksikliği uçuşu engelleyecektir.

Tüyün bölümlerinin açısı, kalınlığı, şekli gibi detaylarının, çok az değişkenlik göstermesi de son derece önemli ve hayatidir.6 Çünkü birçok küçük sapma, uçuş sisteminin genelini çalışmaz hale getirebilir.
Deri üzerindeki özel kaslar, kuşun, tüylerini detaylı ve kontrollü şekilde hareket ettirmesini sağlar. Bu sistem kuşun uçmasına ve kimi zaman da korunmasına yardımcı olur. Kuşlar tüylerini birçok farklı nedenle kabartır: Daha büyük görünerek düşmanlarını korkutmak, kendilerini daha sıcak tutmak veya çiftleşme mevsiminde diğer kuşların ilgisini çekmek bu nedenlerden birkaçıdır.7

Uçuş için bir başka koşul da, kuşun kanatları, kuyruğu ve diğer bölümlerindeki tüylerin olması gerektiği şekilde düzenlenmesidir. Tüylerin olması gereken düzende dizilmeleri zorunluluğu, evrimciler açısından bir problem teşkil eder. Çünkü zaten kökenini açıklayamadıkları tüylerin bir de uçuşa uygun tasarımla dizilmeleri gereklidir. Tüylerin hangi yönlerde dizileceği, hangi boyuttaki tüylerin hangi bölgede yer alacakları, her iki kanatta simetrik olarak dizilmeleri gibi koşulları, bilinçsiz, tesadüfi etkilerle açıklamak mümkün değildir.

Tüydeki tüm fiziksel yapıların bilgisi DNA'da saklıdır: Keratinin katman sayısı ve kalınlığı, tüycüklerin sayısı, renkler, tüyler arası mesafeler... Bunların tümü DNA'daki bilgiye göre inşa edilir. Bilindiği gibi canlının genetik bilgisindeki -DNA'daki- en ufak bir dizilim hatası, son derece ciddi şekil ve fonksiyon bozukluklarına sebep olur ki, bu gibi dizilim hatalarının, yani mutasyonların tüyleri ortaya çıkardığına inanmak, imkansıza inanmaktır. Kaldı ki bir tüyün inşası için gerekli olan kodlama bilgisi, bir pulunkinden son derece farklıdır. Evrimcilerin iddia ettiği gibi pulların tüylere dönüşmesi, kuşun DNA'sında yepyeni bir genetik bilginin ortaya çıkması anlamına gelir. Tüyün yapısı, şekli, rengi vs. gibi her türlü detay -örneğin sağ tüycükteki sağ kancanın üzerindeki keratinin doğru kalınlıkta olması- genetik koda eklenecek yeni talimatlarla belirlenmelidir. Ancak evrim teorisinin bilinçsiz, tesadüfi etkilerle işlediğini iddia ettiği doğal seleksiyon ve mutasyon mekanizmaları, mükemmel bir tasarıma ait genetik bilginin, bir kuşun DNA'sında nasıl ortaya çıktığını açıklayamazlar.

Tüylerdeki tasarımın yanı sıra, estetiğin, güzelliğin, belirli bir düzen içindeki desenlerin ve simetrinin de, evrimcilerin iddia ettiği gibi rastgele mutasyonlar sonucu ortaya çıkması mümkün değildir. Çünkü laboratuvarlarda yapılan sayısız mutasyon deneyi kesin olarak göstermiştir ki, mutasyonların organizmanın DNA'sına "bilgi" eklemesi söz konusu değildir. Mutasyonlar etkili oldukları zaman, daima morfolojik (şekilsel) bozuklukların ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar. Rastgele mutasyonlarla, örneğin bir tavus kuşu tüyündeki kompleks yapıların ve göz alıcı güzelliklerin ortaya çıkabileceğini kabul etmek; bir kulübenin yağmur, şimşek ve rüzgarla zaman içinde bir saraya dönüşebileceğini kabul etmek kadar mantıksızdır.

1. N. Bishop, The Secrets of Animal Flight, Houghton Mifflin, Boston, 1997, s. 9.
2. W. J. Bock, "Explanatory History of the Origin of Feathers", American Zoology, vol. 40, 2000, ss. 478-485.
3. R.T. Peterson, The Birds, Time, New York, 1963, s. 33.
4. M. Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Adler and Adler, Bethesda, 1986, s. 202.
5. M. Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Adler and Adler, Bethesda, 1986, s. 202.
6. S. F. Tarsitano, A. P. Russell, F. Horne, C. Plummer, K. Millerchip, "On the evolution of feathers from an aerodynamic and constructional point of viewpoint", American Zoology, vol. 40, 2000, ss. 676-686.
7. S. Burgess, "The Beauty of the Peacock Tail and the Problem with the Theory of Sexual Selection", The in Depth Journal of Creation, vol. 15, no. 2, 2001, ss. 94-102.

 

KUŞ TÜYLERİ HAKKINDAKİ EVRİMCİ YANILGILAR


Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz, iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır. (Nahl Suresi, 79)

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/47.jpg

Bir kısım evrimci yayınlarda, tavus kuşlarında ve diğer bazı kuş türlerinde, erkeklerin çok daha renkli ve gösterişli tüylere sahip olmaları, Darwin'in 1871'de yayınlanan The Descent Of Man, And Selection In Relation To Sex (İnsanın Türeyişi ve Seksüel Seçme) adlı kitabında ortaya atılan "seksüel seçme" teziyle bağdaştırılmaktadır. Seksüel seçme, bir hayvan topluluğundaki daha güçlü ve gösterişli bireylerin, karşı cins tarafından daha cazip bulunması ve bu yolla daha fazla üremeleri anlamına gelir. Örneğin bu çarpık mantığa göre, kimi erkek kuşların gösterişli renk ve desenleri, dişilerin daha gösterişli erkekleri tercih etmeleri sonucunda, doğal seleksiyon yoluyla aşama aşama kazanılmış bir özelliktir. Ancak Darwin'in söz konusu teziyle örtüşen herhangi bir bilimsel bulgu yoktur. Dolayısıyla bu tür yorumlar, canlıların özelliklerinin evrimci bir ön yargı ile yorumlanmasından başka bir şey değildir. Bu tür yorumlara karşı çıkan evrimci bir bilim adamının görüşleri Nature dergisinde şöyle aktarılmıştır:

"Bu çalışmada ele alınmamış, ancak seksüel farklılıkları açıklayabilecek başka muhtemel sebepler de var" diyor Trevor Price. Price, San Diego'daki California Üniversitesi'nde kuş türlerinin farklılıkları üzerinde çalışıyor. Örneğin, karada yaşayan ve kavgacı bazı türler büyük seksüel farklılıklar gösteriyorlar; çünkü belki de daha büyük ve daha parlak erkekler, saldırganları daha çok caydırıyorlar ve daha fazla dövüş kazanıp daha fazla çiftleşebiliyorlar. Yine de, Price'a göre, bu popülasyonlar kendi içlerinde farklılıkları koruyorlar, çünkü bazen daha güçlü erkekler kavga etmekle meşgulken, daha gösterişsiz erkekler çiftleşme için imkan bulabiliyorlar.1


Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/48.jpg

Kuşların tüylerinin evrim mekanizmaları ile şekillendiğinin iddia edilebilmesi için, bu tüylerdeki şekil değişikliklerine yol açacak, ancak bu arada canlıya zarar vermeyecek mutasyonların tanımlanması gerekir. Oysa böyle bir mutasyonun mümkün olduğunu gösteren tek bir kanıt bulunmamaktadır. Dahası, bu gibi mutasyonların doğadaki frekansının hesaplanması, bunun popülasyon genetiği verilerine göre değerlendirilmesi ve bu yolla gerçekten böyle bir "evrim süreci"nin mümkün olup olmadığının hesaplanması gerekmektedir. Buna benzer bir hesaplama İsrailli biyofizikçi Lee Spetner tarafından yapılmıştır. Spetner, popülasyon genetiği verilerine göre tek bir türün bir başka türe evrimleşmesinin pratikte imkansız olduğu sonucuna varmıştır.2

Evrimciler ise bu gibi gerçekçi hesaplamalarla değil, hayal ürünü senaryolarla konuyu ele almaktadırlar. Evrimin varlığını körü körüne kabul ettikleri için, önlerinde sadece "hangi senaryo?" sorusu kalmakta, onlar da bu soruya hayal güçlerinin yardımıyla cevaplar aramaktadırlar. Kuşların tüyleri mi renkli; o zaman Darwinizm bunu "renklilik doğal seleksiyonla seçildiği için böyle oldu" diye yorumlamaktadırlar. Bazı kuşların renkleri daha mı soluk; o zaman Darwinizm buna "renkleri soluk, çünkü doğal seleksiyon soluk olanları avantajlı kıldı" diye cevap vermektedir. Her durum için doğal seleksiyon merkezli bir senaryo üretmek mümkündür. Ancak senaryolar sadece hayal gücüne dayanmaktadır.

Bu nedenle evrim teorisi, bilimsel bir teori değildir; dogmatik bir yorum şeklidir. Kendisini Darwinist bir ön yargı ile şartlandırmayan, konuya akıl ve mantık yoluyla yaklaşan herkes, canlılardaki olağanüstü yaratılış delillerinin bilinçsiz doğa mekanizmalarının ürünü olamayacağını kolaylıkla fark edecektir.Bu deliller Yüce Allah'ın sonsuz kudretini ve sanatını gözler önüne sermektedir.

1. "Sex Drives Birds Apart: Promiscuity Makes Females Dull And Males Flashy", Nature Science Update, 13 March 2001; http://www.nature.com/nsu/010315/010315-5.html
2. Lee Spetner, Not By Chance, The Judaica Press, New York, 1997.

KUŞLARDAKİ YARATILIŞ BİLİM ADAMLARINI HAYRANLIK İÇİNDE BIRAKIYOR


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/49.jpg
Prof. Andy McIntosh

İngiltere'deki Leeds Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve aerodinamik alanında bir uzman olan araştırmacı Prof. Andy McIntosh, Avusturalya'da kendisi ile yapılan bir röportajda, kuşlardaki tasarımla ilgili olarak şunları ifade etmiştir:

- Prof. Andy McIntosh: Doğanın birçok yönü, canlıların tasarlanmış olduklarını göstermektedir… Uçan canlılar. Avustralya'ya büyük bir jumbo jet ile geldim. İniş sırasında yaptığı hassas manevraları izledim. Kanadın aşağı sarkan çok büyük kısımları, arkadan çıkarak kanat büyüklüğünü artırdı, böylece düşük hızda uçabilmek için gerekli kaldırma kuvvetini elde etti. Kanadın tam olarak çalışmasını sağlamak amacıyla yapılan tüm bu tasarım karşısında hayrete düştüm. Şimdi, hergün yere iniş yapan kuşların tasarlanmamış olduklarını mı söyleyeceğiz? Bir kitapta, Hong Kong'a iniş yapan bir uçağı ve o sırada yere konmak üzere olan bir şahinin fotoğrafını görmüştüm. Eğer kuşlara ve uçaklara aynı anda bakarsanız, birinin tasarlandığını diğerinin ise tasarlanmadığını mı söyleyeceksiniz? Ben bunu bilimsel açıdan mantıksız bulurdum.

- Günümüzde uçuşun gerçekleşebilmesi için, tasarım sürecinde binlerce saat çalışma ve çok yüksek teknoloji gerekir.

- Prof. Andy McIntosh: Kesinlikle -[ateist evrimci] Richard Dawkins gibi- uçmanın bir şekilde tesadüf eseri oluştuğu -bir canlının zıpladığı, sonra mutasyonun onun yapısına küçük eklemeler yaptığı, böylece daha uzağa zıpladığı ve bu şekilde devam ettiği- görüşüne sahip insanlarla aynı düşüncede değilim. Bu [gerçeklere] uymuyor. Bu canlıların tesadüf ve seleksiyon sonucu ortaya çıkmadıkları, aksine tasarlanmış oldukları açıktır.

- Uçmaya olan özel ilginizin sebebi nedir?

- Prof. Andy McIntosh: Ben aslında aerodinamikçiyim. Doktoramı aerodinamik bölümünde yaptım. Özellikle kuş uçuşu çok çarpıcıdır. Tüyleri düşünün. Eğer bir tüye mikroskop altında bakacak olursanız, ana gövdeyi ve bundan sola ve sağa doğru çıkan tüyleri, bu tüylerden yine sola ve sağa çıkan daha da küçük tüycükleri görürsünüz. Burada ilgi çekici olan sola dönük olanların kancalara, sağa dönük olanların kabartılara sahip olmasıdır.

- Bu, tüylerin birbirine nasıl kilitlendiğini açıklar.

- Prof. Andy McIntosh: Evet bu doğru. Tüy öyle tasarlanmıştır ki, eğer onu bükecek olursanız, onunla birlikte herşey bükülür. Böylece kancalar kabartılara tutunur ve kabartılar üzerinde kayarlar. Böyle hafif ve kullanışlı yapılar bir makine mühendisinin rüyasıdır. Eğer siz böyle kaygan bir ekleme sahip olsanız, eklemi mutlaka yağlamak gerekecektir. Kuş ise, bunu yapabilmek için, kafasını boynunun etrafında 1800 çevirir ve gagasını omurgasının arkasında aşağıda bulunan küçük yağ bezlerine bastırır. Sonra da tüylerini tarar. Bu yağı tüylerinin üstüne sürer böylece tüyler mükemmel şekilde birleşirler ve bu hareketli bağlantılar yağlanmış olur. Bu bir mühendislik harikasının sadece çok küçük bir parçasıdır. Aynı gerçek, kuşların bizimkilerden farklı olarak içleri boş kemiklere sahip olması için de geçerlidir. Özellikle daha büyük kuşlarda, yeterince güçlü olmak için, bu hafif kemiklerin genelde çapraz kirişleri bulunur. Uçakta bu dizayna Warren kirişi (Warren's truss) adını veriyoruz. Bunu ilk aşamada kuşlardan taklit ederek yaptık… Tasarım bana her yerden sesleniyor.1

Görüldüğü gibi dogmatik evrim inancıyla belirli düşünce kalıpları içerisinde kalmayan her kişi, canlılardaki üstün yaratılışı kolaylıkla görebilir. Bunlara tesadüflerle açıklama getirmeye çalışmanın mantıksızlığını anlayabilir ve Allah'ın canlılar üzerindeki tasarımını takdir edebilir. Bu bilince sahip olan insanlardan Kuran'da şöyle söz edilmektedir:

Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 189-191)

1. "Flying high", an interview with Dr Andy McIntosh by Chris Field, Creation Ex Nihilo, Mart-Mayıs 1998, vol. 20, no. 2, ss. 28-31.

Kanatlardaki İndirgenemez Komplekslik


Kuşlar ve sürüngenler arasındaki en belirgin farklılıklardan biri kuşların sahip oldukları kanatlardır. Kanatları oluşturan tüyler önceki bölümde incelediğimiz gibi başlı başına bir araştırma konusudur ve bilim adamlarını hayranlık içinde bırakacak komplekslikte bir tasarıma sahiptir. Ancak bir kuşun tüylere sahip olması, uçması için yeterli bir koşul değildir. Bu tüylerin kanat denilen çatı üzerinde, her iki tarafa eşit dağılarak belirli bir dizilimle yerleşmesi gereklidir. Nitekim tüyleri gelişigüzel dizecek olsanız, kuşun uçması mümkün olmaz. Örneğin tüyler bir tarafta daha yoğun olacak olsa, denge kaybı söz konusu olur ve kuş uçamaz. Ayrıca kanadın katlanıp açılabilir olması, her iki kanadın simetrik olması, uçuş tekniklerini uygulayacak tasarıma sahip olması, uçuş için özel olarak yaratıldığını gösterir.
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/50.jpg

Bilim adamları önlerinde taklit edebilecekleri örnek olmasına rağmen kuşlar kadar başarılı yapılar meydana getirememektedirler. Akıl ve şuur sahibi insanın -her türlü teknolojiye rağmen- kuşların doğdukları andan itibaren sahip oldukları kanatları taklit edemedikleri düşünülürse, bu canlıların gökyüzünde rahatça uçmalarının Allah'ın bir mucizesi olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Göz, akciğer, kanatlar, hücre gibi kompleks yapıların sözde evrim sürecinde kademe kademe nasıl geliştikleri sorusu, evrimcilerin en büyük açmazlarından biridir. Birbiriyle bağlantılı, biri diğeri olmadan işe yaramayan birçok parçadan oluşan bu yapıların, evrimcilerin iddia ettiği gibi, kademe kademe oluşmaları imkansızdır.

Çünkü parçalardan herhangi birinin olmaması, o organın işlev göremez hale gelmesine neden olacaktır. Bilim literatüründe bu özellik "indirgenemez komplekslik" olarak ifade edilir. Yarım bir kanadın organizmaya hiçbir faydası olmayacağından, bu faydasız organ, evrimin kendi iddiasına göre körelecek ve zamanla kaybolacaktır. Bu durum evrim teorisi için aşılamaz problemler ortaya çıkarmaktadır. Ateist evrimci Richard Dawkins'in bu konuyla ilgili itiraf niteliğindeki sözleri şöyledir:

Evrim elbette her zaman aşamalı olarak gelişmez. Fakat … komplike görünür şekilde tasarlanmış objelerin meydana gelişinde aşamalı bir evrim süreci olmalıdır. Eğer bu durumlarda da aşamalı olarak gerçekleşmezse, o zaman evrimin açıklayıcı bir gücü kalmaz. Eğer aşamalar yoksa mucize olması muhtemeldir, bu da yine bir açıklama olmadığını gösterir. -Richard Dawkins, River Out of Eden, Basic Books, New York, 1995, s. 83

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/51.jpgEvrimcilerin iddialarına baktığımızda kanatların, sürüngenlerin ön ayaklarından geliştiği şeklindeki tutarsız açıklamalarına rastlarız. Bu senaryo özetle şöyledir: "Bazı sürüngenler ön ayaklarında birkaç tüy geliştirdiler ve bunları böcekleri yakalamak için kullandılar. Ancak böceklerin birçoğu, onları ağızlarına götürünceye kadar kaçıyordu(!) Bu şekilde dengesizken, sistem iyi çalışmıyordu. Uçamıyor, ağaca tırmanamıyor ya da yerdeki herhangi bir deliğe kaçamıyorlardı. Bu koşullar altında düşmanlarından kaçmayı başarabilmeleri için bir değişim geçirmeleri gerekti. Tesadüfler de tam bu noktada gerekli değişimleri bu canlılar üzerinde gerçekleştirdi ve onları uçabilen canlılara dönüştürdü."
Masaldan farksız olan bu ve benzeri senaryolar, bu değişikliklerin gerekli yerde ihtiyacı karşılayacak şekilde, bir tasarım dahilinde nasıl birleştiğini açıklayamazlar. Daniel C. Dennet, Darwin's Dangerous Idea (Darwin'in Tehlikeli Fikri) adlı kitabında, Darwin'in, bilinçsiz mekanizmaların doğadaki mükemmel canlıları ortaya çıkarabileceği yönündeki iddialarını "tehlikeli" olarak nitelemektedir:

İşte Darwin'in tehlikeli fikri şöyledir: Algoritma (bir problemin sembolik çözümü) seviyesi bir antilobun hızını, kartalın kanadını, orkidenin şeklini, türlerin çeşitliliğini ve doğadaki diğer tüm harikaları en iyi biçimde açıklamaktadır. Algoritma gibi düşünce yeteneği olmayan, mekanik bir unsurun buna benzer muhteşem şeyler üretebildiğine inanmak çok zor. Bir algoritmanın ürünleri ne kadar etkileyici olursa olsun, altında yatan süreç, her zaman herhangi akıllı bir denetleyicinin yardımı olmaksızın birbirini izleyen, bir dizi bireysel şuursuz adımdan meydana gelir; bunlar "otomatik" olarak tanımlanırlar: bir otomatın çalışmasıdır. Birbirleriyle beslenirler ya da eğer beğenirseniz kör tesadüflerle veya hiçbir şeyle... Gerçekten bunlar tesadüflerle beslenen bir dizi algoritma sürecinin mi ürünüdür? Eğer öyleyse bu süreçler dizisini kim tasarlamıştır? Hiç kimse. Kendisi de kör bir algoritma sürecinin ürünüdür. Daniel C. Dennett, Darwin's Dangerous Idea, Simon&Schuster, New York, 1996, s. 59-60.


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/52.jpg
Geçtiğimiz yüzyıl hep Darwin'in aleyhinde gelişmelerle sonuçlanmıştır. İlerleyen teknoloji ve bilim düzeyi Darwin'in, teorisi hakkındaki endişelerini doğrulamış, evrim teorisinin bilimsel bir zemini olmadığını ortaya koymuştur. Darwin, canlılardaki apaçık olan tasarımı inkar etmek adına, köhne bir bilim anlayışının ürünü olan evrim teorisini ortaya atmıştır. Yüzyılın aldatmacası olan bu teori ona ancak amatör biyolog sıfatı kazandırmıştır.

Dennet, "tehlikeli" olarak nitelendirdiği Darwin'in bu fikrini açıkladıktan sonra, Darwin'in sözlerinden doğal seleksiyon teorisini neyin geçersiz kılacağını şöyle aktarmaktadır:

Darwin'in kendisi de Origin kitabının yayınlanmasından kısa süre sonra jeolog Charles Lyell'e bir mektubunda bunu ifade etmiştir, "Eğer Doğal Seleksiyon teorisi kalıtımın herhangi bir aşamasında mucizevi eklemeler gerektiriyorsa, ona kesinlikle önem vermezdim... Eğer doğal seleksiyon teorisine bu tür eklemeler yapmam gerektiğine ikna olsaydım, onu bir saçmalık sayıp reddederdim"...Daniel C. Dennett, Darwin's Dangerous Idea, Simon&Schuster, New York, 1996, s. 59-60

Darwin yukarıdaki sözleriyle teorisini geçersiz kılacak bir gerçeğe dikkat çekmiştir: Canlıların kökenini açıklarken mucizevi eklemelere ihtiyaç olması. O dönemde bilim, Darwin'in iddialarının geçersizliğini ortaya koyabilecek bir seviyede değildi. Ancak 20. yüzyılda bilimin geldiği seviye, canlıların tesadüfi mekanizmalarla açıklanamayacağını ortaya koymuştur. Canlılardaki kusursuz tasarımın, örneğin bir kuş kanadının hiçbir ara aşama olmadan var olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durum Darwin'in endişelerinde haklı olduğunu ve teorisinin geçersizliğini gösteren örneklerden sadece biridir.

Bir kuşun uçabilmesi için öncelikle kanatların, kuşun göğüs çıkıntısına sağlam bir biçimde tutturulmuş olması gerekir. Ayrıca kanatların hem kuşu havaya kaldırmaya, hem de kuşun havadaki dengesini ve hareketlerini her yöne yapabilmesini sağlayan elverişli bir yapıda olması zorunludur. Kuşun kanat ve kuyruk tüylerinin hafif, esnek ve birbiriyle orantılı bir yapıda olması, kısacası uçuşa imkan veren mükemmel bir aerodinamik düzende işlemesi de şarttır. Evrimci iddialar, bu noktada da büyük bir açmaz içindedir: Bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma (mutasyon) sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüştüğü sorusu evrimciler açısından tümüyle cevapsızdır.

Uçuşun evrimleştiğini varsaymak, belli aşamalarda kanatların yetersiz olduğunu kabul etmeyi gerektirir. Ancak "yetersiz bir kanat"la uçmak söz konusu değildir. Uçuşun gerçekleşebilmesi için, canlıda kanatların ve kanatlara destek veren yapıların, eksiksiz ve kusursuz olarak bulunması gerekir. Bu durumu evrimci bir biyolog olan Engin Korur şöyle itiraf etmektedir:

Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır. Engin Korur, "Gözlerin ve Kanatların Sırrı", Bilim ve Teknik, no. 203, Ekim 1984, s. 25.

Yukarıdaki alıntıda da belirtildiği gibi, "yarım kanatla uçulmaz". Dolayısıyla eğer herhangi bir mutasyonun bir sürüngenin ön ayaklarında bir değişim yaptığını varsaysak bile, bunun üzerine yeni mutasyonlar eklenerek "tesadüfen" bir kanat oluşabileceğini öngörmek tamamen akıl dışıdır. Çünkü ön ayaklarda meydana gelecek bir mutasyon, canlıya çalışır bir kanat kazandırmadığı gibi, onu ön ayaklarından da mahrum bırakacaktır. Bu ise, canlının diğer türdeşlerine göre daha dezavantajlı, yani sakat bir bedene sahip olması anlamına gelir. Evrim teorisinin iddialarına göre de, doğal seleksiyon bu sakat canlıyı ayıklayacaktır. Harvard Üniversitesi paleontoloğu James Gould da yarım kanat gibi eksik yapıların faydasının olup olmadığını şöyle sorgulamaktadır:

Aşamalı evrime inananlar, çoğunlukla kendilerini bu ikilemden fosil kayıtlarındaki inanılmaz hatalara başvurarak kurtarmaya çalışırlar, eğer binlercesinin arasından tek bir aşama, fosil olarak korunursa, jeoloji sürekli değişimi kaydedemeyecektir. Ben bu iddiayı reddetmeme rağmen… Geleneksel kaçış yolunu kabul edelim ve farklı bir soru soralım. Kusursuz geçişler için doğrudan bir delilimiz olmasa da, belli başlı yapısal değişimler için atalar ve soylar arasında bağımsız olarak yaşayabilen işlevsel organizmalardan oluşmuş ara geçiş formlarından makul bir dizilim icat edebilir miyiz? Faydalı yapıların kusurlu türevleri ne tür bir işe yaramaktadır? Yarım bir çene ya da yarım bir kanat ne fayda sağlar? Ön-adaptasyon kavramı bizim bu kusurlu aşamaların farklı işlevler gerçekleştirdiğini iddia etmemize imkan sağlayan geleneksel bir cevap niteliği taşır... Fakat makul bir hikaye doğru olmak zorunda değildir... çoğu ya da tüm vakalar için bizim bir süreklilik masalı uydurmamıza izin veriyor mu? Belki de sadece benim hayal gücümün eksikliğini yansıtacak olsa da cevabın hayır olduğunu söylüyorum…S. J. Gould, The Panda's Thumb, 1990, s.157


Allah'ın kendilerine verdiği tasarımla, dünyanın "en hızlı" canlıları ünvanına sahip kuşlar...
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/54.jpgGünümüzde hangi kuş bilimciye sorsanız size bir kuş kanadının, kendine özgü en verimli uçuş şekline sahip olduğunu söyleyecektir. Örneğin şahin, avını hedef alan dalış uçuşu sırasında 300 km hızla uçmasına rağmen dengesi bozulmaz, hedefini şaşırmaz ve uçuş kontrolü mükemmeldir. Afrika kartalı ise aniden saatte 185 kilometre hızla avına saldırıp, sonra kanatlarını açarak, havada altı metrelik bir mesafede tamamen durabilmektedir. Bu kuşların sadece uçuşları ve hızları değil, aynı zamanda görüş keskinlikleri de hayranlık vericidir. Avının peşinde olan bir kuş kilometrelerce yüksekte, avının üzerinde daireler çizebilir ve keskin gözleriyle onu izleyebilir. Aşağıya doğru aniden saldırırken gözleri odak noktasını kaybetmeden ve göz kırpmadan hedef için otomatik ayar yapar. Böyle bir uçuş için gözle kanatların, dolayısıyla beyin, sinir ve kas sistemlerinin birbirleriyle kusursuz bir uyum ve zamanlama ile çalışması gerekmektedir. Peki bu mükemmel koordinasyon nasıl mümkün olmaktadır? Tüm bu olağanüstü tasarımların bilinçsiz doğa güçlerinin ürünü olamayacağı açıktır. Kuşlar herşeyin Yaratıcısı olan Rabbimiz'in kendilerine verdiği üstün tasarımla uçarlar.

Biyofizik araştırmalara göre, mutasyonlar çok nadir gerçekleşen değişimlerdir. Dolayısıyla, milyonlarca yıl tam gelişmemiş kanatlara sahip bu hayali sürüngenlerin, küçük küçük mutasyonlarla kanatlarının tamamlanmasını beklemeleri her yönden imkansızdır. Üstelik mutasyonlar pratikte hep zararlı etki oluştururken... Tüm bu bilimsel gerçekler dinozor-kuş evrimi senaryolarını geçersiz kılmaktadır.

Evrimci izahlarda en sık karşılaştığımız iddialardan biri, tesadüfi evrim mekanizmalarının canlılara faydalı organlar kazandırdığı şeklindedir. Kimi hayvanların yürüme ihtiyacı duyarak ayak geliştirdikleri, kimisinin uçmanın avantaj sağlayacağını düşünerek kanat kazandıkları, kimisinin beslenme ihtiyacı duyarak zamanla ağız boşluğuna sahip oldukları ve bunlar gibi yüzlerce senaryo anlatılmaktadır. Kısacası Darwinistler hayvanlarda gördüğümüz her özelliğe doğal seleksiyon ve mutasyon mekanizmaları ile açıklama getirmek isterler; fakat sadece birer bilim dışı iddia olan bu açıklamalar, gerçekte canlıların kompleks yapılarının kökenini hiçbir şekilde izah edemez.


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/55.jpgKuş kanadının tasarımı, uçuşu en verimli kılacak şekil ve özelliklere sahiptir. Örneğin kuşlar kendilerini havada ve dengede tutmak için tüylerini kumanda olarak kullanırlar. John H. Storer Scientific American dergisinde her kuşun bir çift kumandası olduğunu ifade ederek, bu kumandaların işlevini şöyle aktarmıştır:

Bunlar en iyi, kuş hareket halindeyken, uçuşun ağır çekiminde görülebilir. Kanatların aşağıya doğru çırpılması sırasında kanat uçlarındaki tüyler kanadın geri kalan kısmına dik açı yaparak, uçuş hattına doğru durur. Bu tüyler kumanda görevi yapar. Bu dönüş biçimini her kanat çırpılması sırasında saniyenin sadece bir bölümünde alırlar. Kanat çırpılması boyunca ise sürekli şekil değiştirirler ve otomatik olarak hava basıncına ve kanadın yukarı aşağı hareketi sırasında değişen gerekliliklere uyum sağlarlar.1
1. http://www.wwy.org/wwy3497.html; [John H. Storer, Scientific American]

Sözde tesadüf eseri oluşmuş şuursuz hücrelerin, kendi aralarında sözleşip, "ne şekilde birleşirsek, bir kanat oluştururuz ve parçası olacağımız bedenin uçmasını mümkün kılabiliriz" gibi bir plan yapmaları, sonra planları doğrultusunda, uygun ölçü ve yapıyı elde edene kadar çalışmaları akıl dışı bir beklenti olacaktır. Üstelik böyle bir durumda kanatları oluşturan hücrelerin diğer organların işlevlerinden haberdar olmaları, onlarla gerekli koordinasyonu sağlamaları da zorunludur. Hücrelerin en uygun yapıyı kazandıklarında ise "bu en mükemmeli, artık duralım" gibi toplu karar almaları söz konusu olmalıdır. Kuşkusuz böyle bir açıklamaya ihtimal veren bir kimsenin aklından herkes şüphe edecektir. Bu tasarımın tesadüf eseri bir canlıda oluştuğunu öne sürmekse, en az bu beklenti kadar akıl ve mantık dışıdır. Ancak evrimciler yaratılış gerçeğini kabul etmek yerine böyle akıl dışı bir ihtimale itibar etmeyi, hatta bundan tartışma götürmez bir üslupla bahsetmeyi daha uygun görürler.
Halbuki tesadüfi evrim senaryolarının karşısında cevaplanmayı bekleyen sayısız soru bulunmaktadır. Örneğin kanat gibi bir yapının varlığından ya da uçma gibi bir yetenekten habersiz olan tesadüflerin canlı için uçma ihtiyacı tespit ederek, bunu kusursuz bir şekilde tasarlaması nasıl mümkün olabilir? Sonra hücrelerin yapısını, büyüklüğünü, şeklini, kısacası her türlü detayını düşünmeleri, diğer hücrelerle aralarında iş bölümü yapmaları, böyle kompleks bir organ olarak kanat inşa etmeleri mümkün müdür? Elbette ki tesadüflerin böylesine bir hayali gerçekleştirmesi mümkün değildir.

Gerçek ortadadır: Tek başına bir kanat dahi, evrim iddialarını geçersiz kılmak için yeterli bir örnektir.

Evrimcilerin bu gerçeği kabullenmemekte direnmeleri, teorinin körü körüne savunulan bir iddia olduğunu ortaya koymaktadır.


BİLİM ADAMLARININ HAYALİ: KUŞLARDAKİ GİBİ HAREKETLİ UÇAK KANATLARI


Anna-Maria McGowan tarafından yönetilen ve NASA (National Aeronautics and Space Administration) Langley Araştırma Merkezi'nde yürütülen "Morphing Projesi"nde, değişen hava koşullarına göre -tıpkı bir kuş gibi- kanatlarını hareket ettirebilen bir uçak üretimi hedeflenmektedir. Bugün, ses hızından daha yavaş olan (sübsonik) uçakların kanatları, belirli bir yükseklik, hız ve yüke göre en uygun şekilde üretilmektedir. Ancak şartlar değiştiğinde kanat şekillerinin de değişmesi gerekmektedir. McGowan'ın ifadesiyle "Çok düşük hızda ihtiyacınız olan kanat tipi ile yüksek hızlarda ihtiyacınız olan kanat tipi tamamen farklıdır."1 Aksi takdirde fazla yakıt tüketimi, istenmeyen sarsıntılar (türbülanslar), aşırı gürültü gibi sorunlarla karşılaşılmaktadır.

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/56.jpgAncak günümüz şartlarında bu tür bir kanat değişimi imkansızdır; çünkü kanatlar çok sert bir maddeden üretilmektedir. Bu sebeple NASA, akıllı kanat projesi üzerinde çalışmaktadır. DARPA (Defence Advanced Research Project Agency) ve AFRL (Air Force Research Laboratory)'nın katkılarıyla yürütülen bu projede hedef, canlılarda olduğu gibi uçak kanatlarının bir tür merkezi sinir sistemi ile bağlantılı çalışmasıdır. NASA Langley Araştırma Merkezi'nden Bill Uher bu proje ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

Alıcılar, tıpkı kuşların kanatlarındaki sinirler gibi olacaklar ve yüzey basıncını sürekli ölçecekler. Buna karşılık olarak, harekete geçiriciler de uçağın kanat yapısını gerecekler veya gevşetecekler. Böylece tıpkı kaslar gibi kanatların şeklini değiştirecekler.2
Şu an üzerinde çalışılan kanat modelinde, uygulanan kuvvetlerin mekanik enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülmekte ve ortaya çıkan enerji de, bir tür eklemli kollara benzeyen yapı ile, kanat çırpması benzeri bir hareket ortaya çıkarmaktadır. Yapılan testler kanadın 20 dereceye kadar bükülebildiğini göstermektedir. Morphing Projesi'nin, kuşların uçuş tekniklerinden alınan ilham ile yeni kanat yapılarının tasarlanmasında daha da ilerleyeceği düşünülmektedir.

Geleceğin uçakları için hedeflenen, hareketli parçaları olmadan kuşlar gibi kendinden bükülen kanatların tasarlanmasıdır. Böylece sürtünme azalacak ve yakıt tasarrufu yapılması mümkün olabilecektir. Bu idealin gerçekleştirilmesi için alınan en önemli model ise yine kuşlardır; onlardaki gibi esneyen ve koşullara göre şekil alan, büküldüğünde kendi kendine düzelebilen kanatlar...

Günümüze ait bazı uçaklar -ordunun F-14, Tomcat ve B-1 Süpersonik bombacı uçakları gibi- kanatlarını yönlendirebilmektedir. Ancak bu uçaklar, uçağın gövdesine yerleştirilmiş geniş, ağır direklere monte edilmiş bükülmez kanatlar kullanırlar. Morphing Projesi'nde çalışan bilim adamları ise "şekil-hafıza"lı metal alaşımlar ya da "akıllı" olarak ifade ettikleri materyaller kullanarak, kumandayla açılabilen kanatlar tasarlamaktadırlar. Teoriye göre bu kanatların belirli miktarda ısı uygulandığında, büyük bir kuvvet ile orijinal şekline aniden geri dönmesi hedeflenmektedir.

Bu kanatların yapımında kullanılan maddeler -pizoelektrik (basınç oluşturan elektrik) materyaller- elektrik voltajını harekete bağlarlar. Eğer bir pizoelektriksel materyali bükerseniz bir voltaj üretilir. Bunun tersinde de, eğer voltaj uygularsanız materyal bükülecektir. Morphing Projesi'nin yöneticisi McGowan söz konusu teknoloji ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

Yirmi yıl sonrasına baktığımızda kendi kendine değerlendirme yapan ve bu süre içinde kendini onaran uçaklar görürüz... Bu teknolojiyi mümkün kılabilmek için bu erişim düzeneğini ve algılayıcıları, kanatlar boyunca dağıtmanız gerekir. Bu, insan bedeninin işleyişine çok benziyor. Tüm vücudumuzda kaslar ve sinirler mevcuttur; öyleyse vücutlarımıza neler olduğunun farkındayız ve birçok yolla ona tepki verebiliriz.3

Morphing Projesi araştırmasında kullanılan yöntemlerden biri de doğada zaten mükemmel olarak var olan sistemleri incelemektir. Bilim adamları kendi tasarımlarını geliştirebilmek için, doğadaki bu örneklerden teknik öğrenebileceklerini umut etmektedirler. McGowan bu konu ile ilgili olarak şunları ifade etmektedir:

Doğa(daki tüm canlılar) bizim yapmaya dahi yanaşamayacağımız şeyler yapmaktadır. Kuşların bugünkü uçaklarımızdan çok daha fazla manevra kabiliyeti vardır. Kuşlar havada asılı kalabilir, geriye ve yana uçabilirler. Ve böcekler… baş aşağı durabilir, takla atabilir, her türlü şeyi yapabilirler. Böyle bir şeyin yakınına bile yaklaşamıyoruz…4

"Biyomimetik" denilen doğadan öğrenme tekniğindeki başarılar, bilim adamlarını uçak kanatları için kuş kemiğin yapısını taklit etmeye yöneltmiştir. Kemikler hem çok hafif ve güçlüdür hem de gözenekli, içinden hava geçebilen özel bir yapıya sahiptir. NASA'nın Langley Araştırma Merkezi'nden McGowan elde etmek istedikleri kemiğe benzer yapıyı şöyle tarif etmektedir:

Eğer bu bahsettiğim kemiğe benzer yapılarda güce ve hafifliğe ulaşırsanız, içine sinir hücresi benzeri sensörleri ve harekete geçiren bu esnek yapıları da ekleyin, ulaşacağınız nokta son derece hafif, çok güçlü, kendi kendine hissedebilen ve kendi kendine harekete geçebilen bir yapı olacaktır.5
Tüm bunlar, bilim adamlarının kuşlardan ilham alarak belirledikleri hedefler, ideallerdir. Eğer bir kuş bir bilim adamına ilham kaynağı olabiliyorsa; tasarımıyla, yapısıyla bilgi verebiliyorsa; bir projenin yol gösterici modeli olabiliyorsa ve bu model tam olarak taklit edildiğinde başarıya ulaşılacağına kesin gözüyle bakılıyorsa; kuşun tasarımında düşünülmesi gereken bir olağanüstülük olduğu ortadadır. Böyle mükemmel bir yaratılışın kör tesadüflerin, şuursuz rastlantısal süreçlerin ürünü olması mümkün değildir. Bugün bilim adamlarının kuşu taklit ederek faydalanmaya çalıştıkları ve hayranlık duydukları akıl, Allah'ın sonsuz aklının, ilminin ve yaratma sanatının sayısız örneklerinden biridir.

1. Patrick Barry, "Bionic Research Points To Smart Flexible Aerospace Materials", Space Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html
2. "Uçaklar Kanat Çırptıkları Zaman", Science et Avenir, Ocak 2003, s. 74.
3. Patrick Barry, "Bionic Research Points To Smart Flexible Aerospace Materials", Space Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html
4. Patrick Barry, "Bionic Research Points To Smart Flexible Aerospace Materials", Space Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html
5. Patrick Barry, "Bionic Research Points To Smart Flexible Aerospace Materials", Space Daily, 5 Mart 2001; http://www.spacedaily.com/news/materials-01f.html

geri