HAYALİ DİNOZOR-KUŞ BAĞLANTILARI


Önceki bölümlerde detaylı olarak değindiğimiz gibi kuşların dinozorlardan evrimleşmiş olmaları imkansızdır, çünkü bu iki canlı grubu arasındaki büyük fizyolojik farklılıkları ortadan kaldırabilecek doğal bir mekanizma yoktur. Ancak bu imkansızlığa rağmen, evrimciler kuşların dinozorlardan evrimleştikleri senaryosunu çeşitli şekillerde gündeme getirmektedirler. Bunun için sıkça başvurulan yöntemlerden biri, "kuş tüylerine sahip dinozorlar" anlamına gelen "dino-kuş" haberleridir. Geçtiğimiz 10 yıl içinde Darwinist medyanın en gözde propaganda malzemelerinden biri olan sözde dino-kuşlar gerek rekonstrüksiyon (canlandırma) çizimlerle, gerekse iddialı başlıklarla birer gerçek gibi lanse edildiler. Yapılan bu keskin açıklamalar ise, pek çok insanı geçmişte yarı kuş-yarı dinozor canlıların yaşadığı konusunda ikna etme amacı taşımaktaydı.
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/93.jpg

Bu senaryonun ısrarla gündeme getirilmesi; kanıtlanmış bir gerçek gibi sunulması; itiraz, eleştiri ve aleyhteki kanıtların tamamen görmezden gelinmesi; dino-kuş hikayelerini topluma kabul ettirmeye yönelik, kasıtlı bir propaganda olduğunun açık bir göstergesidir. İlerleyen sayfalarda tek tek inceleyeceğimiz taraflı fosil yorumları, bu konudaki ciddiyetsizliği ve yürütülen propagandanın aldatıcılığını gözler önüne sermektedir.
Gerçekte kuşların dinozorlardan evrimleştiği iddiası, evrim teorisini savunan pek çok paleontolog veya anatomist tarafından karşı çıkılan bir spekülasyondan ibarettir. Örneğin daha önce de belirttiğimiz gibi, dünyanın en ünlü ornitologlarından (kuş bilimcilerinden) ikisi, Alan Feduccia ve Larry Martin bunun tamamen yanlış bir senaryo olduğu kanısındadırlar. Bu durum, ABD'deki üniversitelerde okutulan Gelişimsel Biyoloji (Developmental Biology) adlı ders kitabında şöyle aktarılmaktadır:

Kuşların dinozor olduklarına tüm biyologlar inanmıyorlar.... Bu grup bilim adamı, dinozorlar ve kuşlar arasındaki farklılıkları vurguluyorlar ve bu farklılıkların çok büyük olduğunu ve dolayısıyla kuşların kendilerinden önceki dinozorlardan evrimleşmiş olamayacağını savunuyorlar. Örneğin Alan Feduccia ve Larry Martin, kuşların bilinen herhangi bir dinozor grubundan evrimleşmiş olamayacağı görüşündeler. Bazı çok önemli kladistik (soy ilişkisi) bilgilerine karşı çıkıyorlar ve kendi iddialarını gelişimsel biyoloji ve biyomekanik ile destekliyorlar. Scott F. Gilbert, "Did Birds Evolve from the Dinosaurs?", Developmental Biology, 6. baskı, bölüm 16.4; http://www.devbio.com/article.php?ch=16&id=161

Birtakım evrimci yayınlarda ise "kuşların dinozorlardan evrimleştiği" iddiasından, sanki somut delillere dayalı ve bilim dünyasınca kabul edilen bir tez gibi söz edilir ve "tek tartışma konusunun hangi dinozor türü olduğu" izlenimi verilmeye çalışılır. Larry Martin önceleri dino-kuş iddiasını savunduğu halde, yaptığı araştırmalar sonucunda bu iddianın geçersizliğini görmüş ve bu fikirlerinden vazgeçmiştir:

Önceden bulunmuş delillere her baktığımda ve sonra theropodların kökeni hakkında bir iddiada bulunduğumda, bunun doğru olmadığını gördüm. Çünkü herşey onun yetersiz olduğunu gösteriyor. Konunun aslı ise... kuşlarla aynı özelliklere sahip olduklarından ciddi şüphe duyuyorum ve kuşların theropod kökenli olduğunu destekleyen dikkate değer ölçüde özellikler bulunduğunu düşünmüyorum. Case of the Flying Dinosaur, NOVA, Boston Video, 1991

Alan Feduccia da evrim teorisinin kuşların kökeni konusunda içinde bulunduğu belirsizliği kabul etmekte ve kasıtlı olarak sürdürülen, gerçekte ise hiçbir dayanağı olmayan "dino-kuş" furyasına itibar etmemektedir. Alan Feduccia'nın The American Ornithologists' Union (Amerikan Ornitologlar Birliği) tarafından yayınlanan ve ornitolojinin en teknik tartışmalarına zemin olan The Auk dergisinde kaleme aldığı, Ekim 2002 tarihli "Birds are Dinosaurs: Simple Answer to a Complex Problem" (Kuşlar Dinozordur: Karmaşık Bir Soruna Basit Bir Cevap) başlıklı yazıda çok önemli bilgiler verilmektedir. Feduccia, 1970'lerde John Ostrom tarafından gündeme getirilen ve o zamandan bu yana hararetle savunulan, kuşların dinozorlardan evrimleştiği iddiasının bilimsel kanıtlardan yoksun olduğunu, böyle bir evrimin mümkün olmadığını detaylarıyla anlatmaktadır. Evrimciler arasında bu konuda Feduccia yalnız değildir. Pennsylvania Üniversitesi'nden anatomi profesörü evrimci Peter Dodson da, kuşların theropod dinozorlarından evrimleştikleri iddiasına şüphe ile baktığını açıklamaktadır:

Kalıtım faktörlerine ve dinozorların felaket şekilde nesillerinin tükenmesine karşı çıkıyorum; endotermik dinozorlara karşı tereddütlüyüm, kuşların atası olarak theropodlara karşı kuşkuluyum. Peter Dodson, "Mesozoic Feathers and Fluff", American Paleontologist, 2001, cilt 9, no. 1, s. 7.

Bir evrimci olmasına karşın, evrim teorisinin gerçek dışı iddiaları hakkında itiraflarda bulunan Peter Dodson, evrimci meslektaşları tarafından ağır bir dille eleştirilmektedir. Dodson bir yazısında bu eleştirilere cevap vererek, şunları dile getirmektedir:

Şahsen, kuşa en çok benzeyen maniraptora dinozorlarının, kuşların ortaya çıktığı dönem olarak kabul edilen tarihten 25-75 milyon yıl kadar sonra bulunmasını problemli buluyorum... Hiçbir fosil bulgusuna dayanmayan hayali evrimsel soy ilişkileri, düpedüz aldatmacaya dayanan bir çözümdür; kladistiğin (canlıları sözde evrimsel soy ağaçlarına göre sınıflandırma sistemi) mecburen kabul etmek zorunda kaldığı zorlama bir kavramdır.

Kretase döneminin sonlarında yaşayan maniraptoraların kuşların gerçek ataları olmadığı, bu iki canlı grubunun sadece "kardeş aile" oldukları zaten kabul edilmiştir. Jurasik dönemde yaşayan oldukça gelişmiş ve hızla evrimleşmiş maniraptoraların, Archæopteryx örneğinde de görüldüğü gibi, kuşlara dönüştüğü ve gelişmeye son derece müsait olan bu soyun daha sonra evrimsel bir durgunluk içine girdiğine ve milyonlarca yıl ana özelliklerinin değişmeden varlığını sürdürdüğüne inanmamız mı isteniyor? Yoksa kuşların gerçek ataları morfolojik olarak daha temel canlı gruplarından mı geliyor ve bunları sınıflandırmak daha mı zor? Eğer böyle ise, o zaman problemin çözüldüğü konusunda neden ısrar ediyoruz? Peter Dodson, Response by Peter Dodson, American Paleontologist, 2001, cilt 9, no. 4, s. 13-14

Alan Feduccia ise, Çin'de bulunduğu öne sürülen "dino-kuş"lar hakkında çok önemli bir gerçeği açıklamaktadır: Tüylü dinozor olarak ileri sürülen sürüngen fosillerinin üzerinde bulunan "tüyler"in kuş tüyü olduğu kesin değildir. Aksine "dino-fuzz" denen bu fosil izlerinin, kuş tüyleri ile ilgisi bulunmadığını gösteren pek çok kanıt vardır. The Auk dergisinde yayınlanan bir makalesinde Feduccia şunları ifade etmektedir:

İlkel kuş tüylerine sahip olduğu ileri sürülen fosillerin çoğunu incelemiş kişiler olarak, ben ve diğer pek çok uzman, bu yapıların ilkel kuş tüyleri (protofeathers) olduğuna dair inandırıcı bir kanıt görmemekteyiz. Pek çok Çin fosili, "dino-fuzz" olarak adlandırılagelen garip birer haleye sahiptir, ama her ne kadar bu materyal kuş tüyleri ile homolog (benzer) sayılsa da, bu yöndeki argümanlar ikna edicilikten çok uzaktır. Alan Feduccia, "Birds are Dinosaurs: Simple Answer to a Complex Problem", The Auk, cilt 119, no. 4, Ekim 2002, s. 1187-1201


Yapılan Son Araştırmalar Tüylü Dinozor İddialarına Darbe İndirdi


Güney Afrika'daki Durban-Westville Üniversitesi'nden bir paleontolog olan Theagarten (Solly) Lingham-Soliar, "dinozor tüyü" diye adlandırılan tüye benzer fosilleşmiş yapıların, sadece çürüyen dinozor bağ dokuları olabileceğini fotoğraflarla belgeledi.

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/94.jpgProfesör Lingham-Soliar, bir yunusu bir yıl boyunca yarı hava geçiren bir nehir içine gömerek bir deney gerçekleştirdi. Yapılan deney için yunusun seçilmesinin sebebi, et dokusunun kolaylıkla analiz edilebilmesiydi. Bu sürenin sonunda Güney Afrikalı profesör, yunusta çoğu canlının vücudunda bulunan ve bağ dokusunu oluşturan kolajen demetlerini, mikroskop altında yakından inceledi. Profesör Lingham-Soliar'a göre çürümüş yunus bedenindeki çözülmüş kolajen demetleri, "şaşırtıcı biçimde tüylere benzerlik göstermekte"ydi.1Alman Naturwissenschaften dergisi bu gelişme ile ilgili şu yorumda bulundu:

Bu bulgular tüylü dinozor tezini destekleyen kişilerin görsel resimlere dayanmalarına ciddi şüphe düşürmekte ve günümüz tüylerininin başvuru kaynağı olarak kullanılacak daha ciddi teşhis yöntemlerine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.2

Bu bulguyla birlikte, bir yunusun bile "dinozor tüyü" denen izleri bırakabileceği ortaya çıktı. Bu sonuç, "dinozor tüyü" sahibi canlıları kuş saymanın hiçbir dayanağı olmadığını bir kez daha gösteriyordu.

1. Stephen Strauss, "Buried dolphin corpse serves science", 11 Kasım 2003;
http://www.globeandmail.com/servlet/ArticleNews/TPStory/LAC/20031111/UDINO11/TPScience/
2. Stephen Strauss, "Buried dolphin corpse serves science", 11 Kasım 2003;
http://www.globeandmail.com/servlet/ArticleNews/TPStory/LAC/20031111/UDINO11/TPScience/

Feduccia, dino-kuş iddialarının savunucularından Richard O. Prum'u örnek vererek bu konudaki ön yargılı yaklaşıma şöyle değinmektedir:

Prum'un görüşü pek çok paleontolog tarafından paylaşılmaktadır: Kuşlar dinozordur; dolayısıyla dromaeosaurlar (theropod dinozorlar) üzerinde korunmuş herhangi bir ipliksi yapı, mutlaka ilkel kuş tüyü olmalıdır.177

Feduccia'ya göre bu ön yargıyı çürüten nedenlerden biri, kuşlarla hiçbir ilgisi kurulamayacak fosillerde de söz konusu "dino-fuzz" izlerine rastlanmasıdır:

En önemlisi, dino-fuzz şimdi artık çok sayıda kategoride keşfedilmektedir. Bunların bazıları henüz yayınlanmamıştır, ama özellikle Çin'de bulunmuş bir Pterozor'da (uçan sürüngen) ve bir Therizinosaur'da (etobur bir dinozor grubu) bunlar bulunmuştur. En şaşırtıcı durum ise, dino-fuzz'a çok benzeyen deri fiberlerinin Jurasik devre ait bir Ichthyosaur'da da bulunmuş ve detaylı olarak tarif edilmiş olmasıdır. (Ichthyosaurlar, soyu tükenmiş deniz sürüngenleridir.) Söz konusu canlılardaki dallanmış fiberlerin bazıları, morfoloji açısından, "ilkel kuş tüyleri" (protofeather) denen ve (Çinli paleontolog) Xu tarafından tanımlanan yapılara çok benzerdir. Sözde "ilkel kuş tüylerinin" Archosaurlarda (Mezozoik döneme ait sürüngenlerde) böyle geniş bir dağılıma sahip olması, bunların kuş tüyleri ile hiçbir ilgileri olmadığını tek başına gösteren bir delildir.

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/95.jpgFeduccia, geçmişte de fosillerin çevresinde bazı yapılar bulunduğunu, ancak fosile ait sanılan bu yapıların, sonradan inorganik maddeler olduğunun belirlendiğini hatırlatmaktadır:

İnsanın aklına, Solnhofen fosillerinde bulunan ve dendritler olarak bilinen çalı benzeri izler gelmektedir. Bitkiye benzer şekillerine rağmen, bu yapıların aslında, fosil yataklarında, çatlaklardan veya fosillerin kemiklerinden oksitlenerek sızan manganez solüsyonunun etkisiyle oluşan inorganik yapılar olduğu artık bilinmektedir. Alan Feduccia, "Birds are Dinosaurs: Simple Answer to a Complex Problem", The Auk, cilt 119, no. 4, Ekim 2002, s. 1187-1201

Bu konuda dikkat çekici bir diğer nokta ise, "tüylü dinozor" olarak gündeme getirilen fosillerin tümünün Çin'de bulunmuş olmasıdır. Acaba bu fosiller neden dünyanın başka hiçbir yerinde değil de Çin'de ortaya çıkmaktadır? Hem de Çin'deki fosil yatakları, sadece "dino-fuzz" gibi belirsiz bir yapıyı değil, aynı zamanda kuş tüylerini de son derece iyi şekilde saklayabilecek bir yapıya sahipken? Feduccia bu şüpheli duruma şöyle dikkat çekmektedir:

Aynı zamanda, neden vücudun dış yüzeyinin saklanabildiği başka yataklarda bulunan başka theropodların ve diğer dinozorların hiçbir "dino-fuzz"a sahip olmadıkları, aksine herhangi bir kuş tüyü benzeri yapıdan tamamen yoksun gerçek sürüngen derisine sahip oldukları da açıklanmalıdır. Ve neden dino-fuzz'a sahip Çinli dromaeosaur fosilleri, normalde bekleneceği şekilde kuş tüyü sapı sergilememektedirler? Eğer bunlar gerçekten var olsa, kolaylıkla korunmuş olabilirdi.
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/96.jpg

Peki Çin'de bulunan tüm bu sözde "tüylü dinozorlar" nedir? Sürüngenler ile kuşlar arasında ara geçiş formları gibi gösterilen bu canlıların gerçek kimliği nedir? Feduccia, "tüylü dinozor" olarak gösterilen canlıların bir kısmının "dino-fuzz" sahibi soyu tükenmiş sürüngenler, bazılarının da gerçek kuşlar olduğunu şöyle açıklamaktadır:

Açıktır ki, aslında, Çin'in Yixian ve Jiufotang bölgelerindeki Kretase devrine ait göl yataklarında iki farklı fosil olgusu vardır; birisi "dino-fuzz" kalıntıları sergileyen -ki bunun iyi bir örneği sözde "tüylü dinozor"ların ilk bulunan örneği olan Sinosauropteryx'tir- gruptur. Diğeri ise gerçekten kuş tüylerine sahip olanlardır; Nature dergisinin kapağında gösterilen ve tüylü dinozorlar olarak sunulan ancak sonradan önemsiz, uçucu olmayan kuşlar olduğu anlaşılan fosiller gibi. Alan Feduccia, "Birds are Dinosaurs: Simple Answer to a Complex Problem", The Auk, cilt 119, no. 4, Ekim 2002, s. 1187-1201

Peter Dodson ise "Şunu eklemek konusunda acele ediyorum ki, bilinen küçük theropodların hiçbiri -bunlara Deinonychus, dromaeosaurus, Velociraptor, Unenlagia, Sinosauropteryx, Protarcheæopteryx, Caudipteryx de dahil olmak üzere- kuşların kökenine ait değil. Bunların hepsi Kretase devrine ait fosiller..." der. -Peter Dodson, "Origin of Birds: The Final Solution?", American Zoologist, cilt 40, 2000, s. 505-506- Bunun anlamı, bu canlıların kuşların atası olamayacağıdır, çünkü bilinen ilk kuş olan Archæopteryx, Kretase devrinden çok önceleri yaşamıştır.

Kısacası, tüm dünyaya "tüylü dinozor" veya "dino-kuş" olarak gösterilen fosiller, ya tavuklar gibi uçucu olmayan bazı kuşlara ya da "dino-fuzz" denen, ancak kuş tüyleri ile ilgisi bulunmayan bir yapıya sahip olan sürüngenlere aittir. Ortada kuşlar ve sürüngenler arasında "ara form" oluşturacak tek bir fosil bile yoktur. Dolayısıyla, "kuşlar dinozordur" tezinin fosillerle kanıtlandığı iddiası tümüyle gerçek dışıdır.

1. SÖZDE ARA GEÇİŞ FOSİLİ Mononychus


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/97.jpg
Mononychus, evrimci propagandaya malzeme olan fosillerden biridir. 26 Nisan 1993 tarihli Time dergisinde tüylerle resmedilen bu canlının, daha sonra elde edilen deliller sonucu bir kuş olmadığı anlaşılmıştır.

Sözde dino-kuş halkasının ünlü fosillerinden biri, dinozorlarla kuşlar arasında bir ara geçiş formu olduğu iddia edilen Mononychus'tur. 1993'te Moğolistan'da bulunan bu fosilde en küçük bir tüy izi bile bulunmamasına rağmen, Time dergisi, 26 Nisan 1993 tarihli sayısının kapağında bu canlıyı tüylerle canlandırmıştır. Daha sonra elde edilen deliller Mononychus'un bir kuş olmadığını, açıkça fossorial (kazıcı) bir theropod olduğunu ortaya koymuştur.

Mononychus'un kuş benzeri göğüs ve bilek kemiklerine sahip olması, evrimcilerin bu dinozor fosilini bir ara geçiş formu olarak yorumlamalarına sebep olmuştur. Taraflı yorumlar ve medyanın da desteği ile ortada bir delil varmış gibi sunulmuştur. Ancak delil olarak öne sürülen bu özellikler, köstebek gibi başka hayvanlarda da bulunmaktadır. Dolayısıyla bu çıkarımların bir delil sunmadığı, aksine yanlış yorumlara sebep olduğu ortadadır. Science News'e yazan Richard Monastersky de bu fosilin sınıflandırılmasının mümkün olmadığını gözlemlerine dayanarak şöyle aktarmaktadır:

Moğol ve Amerikalı araştırmacılar, 75 milyon yaşında ve eli paleontologların bir açıklama gerektirmesi gerekecek kadar garip olan kuş benzeri bir canlı buldular... Chicago Üniversitesi'nden Paul Sereno, Mononychus'un kazıyan hayvanlarınkine benzeyen kolları olduğunu belirtti. Köstebekler ve diğer kazıcı hayvanlar da omurga görevi gören göğüs kemiğine, kuş benzeri bileğe sahip olduklarından dolayı Mononychus'un sınıflandırılması zor. Richard Monastersky, "A Clawed Wonder Unearthed in Mongolia", Science News, cilt 143, 17 Nisan 1993, s. 245

Ayrıca söz konusu fosil gerçek bir kuş olan Archæopteryx'ten en az 80 milyon yıl daha gençtir. Bu, ileri sürülen ata-torun ilişkisini bozan büyük bir çelişkidir. Ancak bu durum da evrimci yayınlar yapan medya tarafından göz ardı edilmektedir.

2. HAYALİ TÜYLERLE RESMEDİLEN Bambiraptor FEINBERGI


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/98.jpg
Evrimci medya kuruluşları kuşlara benzer birkaç özelliği, hemen ön yargılı yorumlarına malzeme olarak kullanmaktadırlar. Dinozorlar ve kuşlar arasında bir ara form olduğu iddia edilen Bambiraptor feinbergi adındaki fosil, medya tarafından tüylü bir canlı olarak çizilmiştir. Ancak gerçekte bu fosilin ne tüyü vardır, ne de tüylü bir canlı olduğuna dair bir delil bulunmaktadır.

Bir başka dino-kuş iddiası da Bambiraptor feinbergi adındaki fosille 1994 yılında gündeme gelmiştir. Kuzey Montana'da Glacier Ulusal Parkı'nda bulunan bu fosile, 75 milyon yıllık bir yaş biçilmiştir. Bu, %95'i mevcut bir fosildir. Evrimciler bu fosilin, dinozorlar ve kuşlar arasında bir ara form olduğunu iddia etmektedir. Ancak bir dinozora ait olan fosil sözde dino-kuş olarak tanıtılırken, bir yandan da "Tüyler ne var ki henüz bulunmamıştır" -Cynthia Reynolds, "New dinosaur find: missing link between dinos and birds?", 21 Mart 2000; http://exn.ca/Templates/Story. asp?ID=2000032156  - ifadeleri kullanılmıştır. Bu kuşku verici duruma karşın, fosil medya tarafından tüylü bir canlı olarak çizilmiş ve gerekli detaylar hayal gücü ile eklenmiştir.
Bu sözde kayıp halkaya karşı en açık itiraz özellikle zamanlama hatasıdır. Öne sürülen bu sözde ara geçiş fosili, zaten uçucu bir kuş türü olan Archæopteryx'ten 75 milyon yıl daha gençtir; dolayısıyla bu fosil de evrimcilerin iddia ettiği ata-torun ilişkisini bozan bir örnektir. Bu fosil evrime delil sağlamadığı gibi, yaşı itibariyle de evrimci iddiaları çelişkide bırakmaktadır. Ohio Devlet Üniversitesi'nden zooloji profesörü John Ruben bu konuya şöyle değinmektedir:

Bambiraptor ve Velociraptor gibi en çok kuşa benzeyen dinozorların çoğunun en eski kuş olan Archæopteryx'ten 70 milyon yıl sonra yaşadıklarını birçok insan her zaman göz ardı etti. Bu durumda ilk kuş-benzeri dinozorların evriminden önce uçan kuşlar oluyor. Bizim şu anda tüylü olup olmadığı konusunu güçlü bir şekilde sorgulamamız gerekiyor. Tüylü dinozor adı verilen hayvanlar muhtemelen uçmayan kuşlardı. -"Ancient Feathered Animal Challenges Dinosaur-Bird Link", 26 Haziran 2000; http:// www.sciencedaily.com/releases/2000/06/ 000625231641.htm

Bu konudaki dikkat çekici yöntemlerden biri de evrimcilerin kuşlara benzer birkaç özelliği, hemen ön yargılı yorumlarına malzeme olarak kullanmalarıdır. Halbuki benzerliklerden yola çıkarak canlılar arasında ata-torun ilişkisi kurma konusu, evrimcilerin açıklama getirmesi mümkün olmayan örneklerle doludur. Evrimciler ne zaman çok benzer yapılara sahip canlılar arasında sözde evrimsel bir ilişki kuramasalar hemen, "paralel evrim" nitelemesiyle konuyu kapatmak durumunda kalırlar. Evrimciler ortak kompleks organlara sahip, fakat sözde ortak atalara sahip olmayan canlıların birbirinden bağlantısız olarak evrim geçirdiklerini iddia ederler. Ancak bu kompleks organların tek bir canlı için bile kökenini açıklayamazken, bu organların çeşitli kereler farklı canlılarda sözde evrimleştiğini ifade etmeleri ciddi bir açmaz oluşturmaktadır.

Alan Feduccia da kuşlar ve dinozorlar arasındaki bazı benzerliklerin iki canlı grubu arasında evrimsel bir ilişki göstermediğini şöyle ifade etmektedir:

Bambiraptor küçük bir dinozordur, fakat diğer birçok form gibi kuşa benzer bir dizi özelliğe sahiptir. Ne var ki, memelilerde ve kurbağalarda da bulunduğu için içi boş kemiklerinin herhangi bir ayırt edici özelliği yoktur. Elbette asıl problem Bambiraptor'un Archæopteryx'ten 80 milyon yıl daha ileride olması, fakat yine de hala kuşların atasına en yakın dinozor olduğunun iddia edilmesidir. Bu yalnız başına, durumun şüphe duyulandan çok daha karmaşık olduğunu gösteren kırmızı bir uyarı bayrağı olmalıdır. Alan Feduccia, 12 Kasım 2003, email mesajı.

3. GÜNÜMÜZ KUŞLARINDAN FARKSIZ Confuciusornis SANCTUS

1995 yılında Çin'de Omurgalılar Paleontolojisi Enstitüsü'nde araştırmalar yapan Lianhai Hou ve Zhonghe Zhou adlı iki paleontolog, Confuciusornis sanctus olarak isimlendirdikleri yeni bir kuş fosili keşfettiler. Confuciusornis kamuoyuna en eski uçan dinozor olarak lanse edildi. Hatta kavramak için kullanılan ellerin, uçuş için kullanılan ellere nasıl dönüştüğüne dair bir delil olduğu iddia edildi. Ancak Alan Feduccia'ya göre bu fosil sık rastlanan gagalı bir kuştur. Bu kuşun dişleri yoktur, gagası ve tüyleri ise günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri göstermektedir. İskelet yapısı da günümüz kuşlarıyla aynı olan bu kuşun kanatlarında, Archæopteryx'te olduğu gibi pençeler bulunmaktadır. Ayrıca kuyruk tüylerine destek olan "pygostyle" isimli yapı bu kuşta da görülmektedir.
Kısacası, evrimciler tarafından tüm kuşların en eski atası sayılan ve yarı sürüngen kabul edilen Archæopteryx'e çok yakın yaştaki bu fosil (yaklaşık 142 milyon yıllık), günümüz kuşlarına çok benzemektedir. Bu gerçek, Archæopteryx'in bütün kuşların ilkel atası olduğu yönündeki evrimci tezlerle açıkça çelişmektedir. Pat Shipman, "Birds do it... Did Dinosaurs?", New Scientist, 1 Şubat 1997, s. 31

Bu durum, Archæopteryx ve diğer arkaik kuşların birer ara geçiş formu olmadıklarını kesin bir biçimde ispatlamaktadır. Bu ve benzeri fosiller, farklı kuş türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermemektedir. Aksine, günümüz kuşlarının ve Archæopteryx benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce yaşadıklarını ispatlamaktadır. Bu kuşların bazılarının, örneğin Confuciusornis veya Archæopteryx'in soyları tükenmiş, günümüze ancak belli sayıda kuş türü gelebilmiştir.


4. TARAFLI YORUMLARA MALZEME OLAN PROTARCHÆOPTERYX ROBUSTA VE Caudipteryx Zoui

1996 yaz aylarında Yixian Formasyonu'nda çalışan çiftçiler hindi büyüklüğünde üç ayrı fosil buldular, bunlar gerçek kuş tüylerine delil olabilecek şekilde iyi korunmuştu. Ji Qiang ve çalışma arkadaşı Ji Shu-An başlangıçta bu fosillerin tek bir türe ait olduğu sonucuna vardılar ve Archæopteryx'e şaşırtıcı bir benzerlik gösterdiğini gördüler. Bu canlıya ProtArchæopteryx robusta ismini verdiler. 1997 sonbaharında Philip Currie, çalışmaları sırasında bu fosillerin iki farklı türe ait olduğu ve ikisinin de Archæopteryx'e benzemedikleri sonucuna vardı.

İkinci türe de Caudipteryx Zoui adı verildi.- Ann Gibbons, "Dinosaur Fossils, in Fine Feather, Show Link to Birds", Science, cilt 280, 1998, s. 2051; Jennifer Ackerman, "Dinosaurs Take Wing", National Geographic, cilt 194, 1998, s.86-89; D. M. Unwin, "Feathers, filaments and theropod dinosaurs", Nature, cilt 391, 1998, s. 120.
ProtArchæopteryx robusta ve Caudipteryx Zoui fosillerinin keşifleri, kuşların theropod dinozorlardan evrimleştiğinin delili olarak gösterildi. (Ji, Qiang, Philip J. Currie, Mark A. Norell, Ji Shu-An, "Two feathered dinosaurs from northeastern China", Nature, cilt 393, 1998, s. 753-761; Jennifer Ackerman, "Dinosaurs Take Wing", National Geographic, cilt 194, 1998, s. 86-89; David E. Fastovsky, David B. Weishampel, The Evolution and Extinction of the Dinosaurs, Cambridge University Press, Cambridge, 1996, s. 261, 271-272; Robert L. Carroll, Vertebrate Paleontology and Evolution, W. H. Freeman, New York, 1988.)Bu fosiller popüler basında sözde kuşların atası olarak kesin ifadelerle yer aldı. Hatta bir yorumcu, dinozor-kuş bağlantısı hakkında "şimdi artık kaya kadar sağlam" diye yazdı. -Michael D. Lemonick, "Dinosaurs of a Feather", Time, 6 Temmuz 1998, s. 83- Ancak ortada böyle bir kesinlik olmadığı gibi, yine evrimcilerin taraflı yorumları söz konusuydu.


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/100.jpghttp://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/101.jpg
Caudipteryx zoui (sağda), Protarchæopteryx robusta (solda)
Protarchæopteryx robusta ve Caudipteryx zoui fosilleri bir dinozora ait değildir. Bu fosiller soyu tükenmiş, uçucu olmayan kuşlardır. Bu canlıların dinozor olarak gösterilmek istenmesi, evrimcilerin delil üretme çabalarından bir tanesidir.


Evrimcilerin iddialarına göre, "Caudipteryx ve ProtArchæopteryx vücutlarının çoğu tüylerle kaplı küçük dinozorlardı, fakat aynı zamanda kollarında ve kuyruklarında günümüz kuşları gibi dizilmiş daha uzun ve kompleks yapıda tüyler bulunuyordu". Gerçekten de ProtArchæopteryx ve Caudipteryx üzerindeki kuş tüyleri, günümüz kuşlarındaki tüylerle aynı kompleks yapıdadır. Ancak bu canlıların günümüz kuşlarına benzer bir tüy dizilimleri olması şaşırtıcı değildir; çünkü onlardaki tüyler, günümüzde uçucu olmayan kuşlarda gözlenen simetrik biçimli tüylerdir. -Ann Gibbons, "Dinosaur Fossils, in Fine Feather, Show Link to Birds", Science, 1998, cilt 280, s. 2051; R. Monastersky, "Feathered Dinosaurs Found in China", Science News, 1998, cilt 153, s. 404; Kevin Padian, "When is a bird not a bird?", Nature, cilt 393, 1998, s. 730; Chen Pei-ji, Zhi-ming Dong, Shuo-nan Zhen, "An exceptionally well-preserved theropod dinosaur from the Yixian Formation of China", Nature, cilt 391, 1998, s. 151-152; Jennifer Ackerman, "Dinosaurs Take Wing", National Geographic, cilt 194, 1998, s. 90.  -Dolayısıyla söz konusu canlılar da dinozor değil, uçma özelliği olmayan kuşlardır. Nitekim Larry Martin ve Alan Feduccia da dino-kuş dogmasını ciddi bir şekilde eleştirerek, bu fosillerin günümüzdeki devekuşları gibi uçucu olmayan kuş türleri olduklarını ifade etmişlerdir. Alan Feduccia, "1,2,3 = 2,3,4: Accommodating the cladogram", Proceedings of National Academy of Sciences, cilt 96, no. 9, 27 Nisan 1999, s. 4740-4742

Sözde dino-kuş teorisinin savunucularının bu gerçeği kabul etmek istememelerinin sebebi, onları dinozor olarak sınıflandırmak istemeleridir. Ancak bu fosil, hiçbir koşulda evrimcilerin iddialarına bir destek sağlamaz. Hatta söz konusu fosil, evrimcilerin sözde ata-torun ilişkilerinde yeni bir çelişkili durum oluşturmaktadır.

Evrimci senaryoya göre, bu dinozorlarda günümüz kuşlarında olduğu gibi, bileklerini kıvırmalarına imkan veren özel bir kemik vardı. Bu özellik yine evrimci iddiaya göre, onların ellerini geniş bir yelpaze şeklinde hareket ettirmelerini, uzun kolları ve kavrayıcı parmaklarıyla, kaçan avlarını yakalamalarını sağlıyordu. Sözde bu güçlü çırpma hareketi, günümüzdeki kuşların uçuş için kullandıkları kanat darbelerinin önemli bir parçasını oluşturuyordu. Ancak bu yorumlar bilimsel açıdan tutarlı değildir; çünkü uçuş sadece kanat çırpmaktan ibaret değildir, çok daha kompleks bir harekettir. Bu konu ile ilgili problemlerden bir kısmı şöyledir:

İleriye doğru bir çırpma hareketi, kuşu reaksiyon olarak geriye doğru itme etkisi oluşturur. Uçuş amaçlı kanat çırpmasında ise başlıca uçuş tüyleri öyle bir açıya göre dizilmişlerdir ki, havayı geriye iterken kuşu ileri doğru iterler. Kanatlar uçaklarda olduğu gibi aerofoil (özel aerodinamik yapı) şekle sahiptir, bu nedenle ileriye doğru hareket, havanın üst yüzeyden aşağıya doğru daha hızlı akmasına neden olur. Bu durum, Bernoulli prensibine göre üst yüzeydeki basıncı düşürür ve kalkışı sağlar. Bu, kalkışı sağlayan ana etkendir, fakat yine de aşağıya doğru itilen havaya tepkime olarak üretilen bir kalkış da söz konusudur (Newton'un Üçüncü Kuralı). http://www.answersingenesis.org/ docs2002/1126dinosaur.asp; [David Anderson, Scott Eberhardt, "A Physical Description of Flight"; http://www.aa.washington.edu/faculty/eberhardt/lift.htm]


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/102.jpg
Bilim dünyası bir yandan evrim teorisinin dino-kuş iddialarını yalanlarken, bir yandan da canlıların bilinçli bir tasarıma sahip olduklarını -yaratılışı- tasdik etmektedir. Bilimle bu kadar iç içe yaşamalarına rağmen, gerçekleri çarpıtan evrimci bilim adamlarının bu anlayışı, söz konusu teoriye körü körüne bağlı olduklarını açıkça göstermektedir.

Ayrıca avını yakalamak için çırpma hareketi yaptığı varsayılan kanatların yaratılmış , uçmak için tasarlanmış bir kanattan çok farklı olmalıdır. Tüylü bir kanat, avını yakalamak için kanat çırpan bir kuş için hiçbir şekilde avantajlı değildir. Çünkü geniş yüzeyli ve tüylü bir kanat, hava direncini artıracak ve varsayılan kanat hareketini zorlaştıracaktır. Eğer evrimcilerin iddia ettiği gibi, kuş avlanmak için kanatlarını çırpıyor olsaydı, kanatların tasarımı havayı geriye doğru iterek, kuşun ileri doğru hareketini sağlayacak şekilde olmalıydı. Bu nedenle kuşun kanatlarının havayı kolaylıkla geçiren örneğin delikli bir yüzeye sahip olması daha avantajlı olacaktı. Dolayısıyla evrimcilerin getirdikleri açıklamalar, kendi iddiaları ile çelişen mantıksızlıklarla doludur.

Tüylerinin yanı sıra Caudipteryx, kuş olduğunu gösteren bir dizi başka özelliğe sahiptir. Bunlardan biri Caudipteryx'in otobur olmasıdır. Caudipteryx ilk ortaya çıktığında theropod olarak öne sürüldüğü için "etobur" olduğu düşünülüyordu. Ancak Caudipteryx'in alt kafası ve alt çene kemiğinde dişleri yoktu; aynı zamanda bu canlıya ait her iki fosil örneğinde, büyük ölçüde bitki içeriklerini öğütmek için taşlık bulunuyordu. Otoburluk özelliği ve taşlık gibi organlar sadece kuşlarda bulunmaktadır ve theropod familyasına ait hiçbir türde görülmemektedir. David E. Fastovsky, David B. Weishampel, The Evolution and Extinction of the Dinosaurs, Cambridge University Press, Cambridge, 1996, s. 125, 182, 254-255.

Bu nedenle ProtArchæopteryx ile Caudipteryx birer dinozor değil, soyu tükenmiş kuşlardır. Bu canlılara dinozor denilmesinin nedeni evrimcilerin onların böyle olmasını istemeleridir.

5. SPEKÜLATİF İDDİALARLA ANILAN BİR FOSİL DAHA: Sinosauropteryx

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/103.jpgEvrimciler konuyla ilgili her yeni fosil bulgusunda, dinozor-kuş bağlantısı hakkında spekülasyonlar öne sürerler. Ancak her seferinde -yapılan detaylı analizler sonucunda- bu fosillerin evrime delil olduğu ile ilgili iddialar yalanlanmaktadır.

Bu tür "dino-kuş" iddialarının bir örneği de, 1996 yılında büyük bir medya propagandası ile gündeme getirilen Sinosauropteryx'ti. Bazı evrimci paleontologlar bu sürüngen fosilinin kuş tüylerine sahip olduğunu ileri sürdüler. Oysa bir yıl sonra fosil üzerinde yapılan incelemelerde, evrimci araştırmacıların heyecanla "kuş tüyü" olarak tanıttıkları yapıların tüylerle hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıktı.

Science dergisinde yayınlanan "Plucking the Feathered Dinosaur" (Tüylü Dinozorun Tüylerini Yolmak) başlıklı bir makalede, evrimci paleontologlar tarafından "tüy" olarak algılanan yapıların gerçekte tüylerle ilgisiz olduğu belirtiliyordu:

Bir yıl kadar önce, paleontologlar "tüylü dinozor"a ait fotoğrafların ortaya çıkmasıyla heyecan yaşamışlardı. Çin'in Yixian bölgesinde bulunan Sinosauropteryx adlı fosil, New York Times'ın ön sayfasında yayınlanmış ve kuşların kökeninin dinozorlar olduğuna dair etkili bir delil olarak sunulmuştu. Ama geçtiğimiz ay Chicago'daki omurgalılar paleontolojisi toplantısında verilen hüküm daha farklı oldu: Fosil örneklerini inceleyen yarım düzine Batılı paleontolog, bu yapıların günümüze ait tüyler olmadıklarını söylediler... Kansas Üniversitesi paleontoloğu Larry Martin, bu yapıların yıpranmış kolajen fiberleri olduğunu ve kuşlarla hiçbir ilişkisi olmadığını belirtti. Ann Gibbons, "Plucking the Feathered Dinosaur", Science, cilt 278, no. 5341, 14 Kasım 1997, s. 1229-1230

Connecticut Üniversitesi'nden Alan Brush da Sinosauropteryx hakkındaki spekülatif tüy iddiaları ile ilgili şunları söylüyordu:

Fosillerin dış hattında yer alan sert ve kalın tüy benzeri lifler, modern tüylerde görülen detaylı organizasyondan yoksundur. Ann Gibbons, "Plucking the Feathered Dinosaur", Science, cilt 278, no. 5341, 14 Kasım 1997, s. 1229-1230

Çok önemli bir nokta da Sinosauropteryx'in sürüngenlerinki gibi körük benzeri akciğerlere sahip olmasıdır. Körük benzeri akciğerlerinin olması pek çok araştırmacıya göre, bu canlının, yüksek performanslı ciğerlere sahip günümüz kuşlarına evrimleşmiş olamayacağını göstermektedir.

Evrimciler bugün, söz konusu canlıdaki yapıların tüy olduğu iddiasını tamamen terk etmişlerdir. Evrimi dogmatik bir yaklaşımla, bir ön kabulle varsaymak bu tür yanılgıların ve hatalı yorumların yapılmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

6. GÜNÜMÜZ KUŞLARININ KANAT YAPISINA SAHİP Eoalulavis hoyasi

Theropod dinozorlarla ilgili evrimci iddiaları çürüten bir başka fosil ise, Eoalulavis hoyasi olmuştur. 120 milyon yaşında olduğu hesaplanan Eoalulavis hoyasi, eldeki tüm theropod örneklerinden daha yaşlıdır. Ancak buna rağmen Eoalulavis hoyasi'nin kanat yapısının aynısı, günümüze ait bazı uçan kuşlarda görülmektedir. Bu da 120 milyon yıl önce, günümüz kuşlarından birçok yönden farksız canlıların uçmakta olduklarını ispatlamaktadır.199 Bu canlıdan sonra ortaya çıkmış olan theropodları, "kuşların atası" olarak göstermenin ne denli akıl dışı bir tez olduğu açıktır.


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/104.jpg
Eoalulavis hoyasi'nin kanat yapısı, günümüzdeki bazı uçan kuşlarda da görülmektedir. Bu kuşun kanadındaki tüyler, "parmağa" bağlanmış duran küçük bir tüy demeti içerir. Bir kuş, hızını yavaşlatmak ya da yere inmek istediğinde, bu parça ufka göre kanadın açısını azaltır. Bu kısım, havanın ana kanadın üst yüzeyinden akmasına, kolay bir türbülansa ve kuşun düşmeden fren yapmasına imkan verir.

Bu kuşun kanadındaki tüyler "parmağa" bağlanmış duran küçük bir tüy demeti içerir. Yapma kanat tanımıyla hemen fark edilebilen bu yapı, günümüzde yaşayan birçok kuşun temel özelliğidir; fakat şimdiye dek Mezozoik çağdan fosilleşmiş bir kuşta görülmemiştir. Bu yeni kuşa -Eolalulavis hoyasi'ye- "alulası bulunan tarihi kuş" denilmiştir. (Luis M. Chiappe, "Wings over Spain", Natural History, Eylül 1998) (Alula, birkaç tüyden oluşan ve yavaş uçuş sırasında, kuşun değişik manevralar yapmasına olanak veren özel bir tüy örtüsüdür.) Bu küçük tüy demetinin varlığı, ispinoz büyüklüğündeki bu kuşun günümüz kuşları kadar uçabildiğini ve manevra yapabildiğini göstermektedir.

Alula, uçak kanadının hareketli parçası gibi işlev görür. Bir kuş hızını yavaşlatmak ya da yere inmek istediğinde, kanadın açısını ufka göre azaltır. Bu kanat pozisyonu sonucunda meydana gelen etki, kuşun yavaşlamasına yardımcı olur. Fakat hava akımı ile kanat yüzeyi arasındaki açı çok fazla dikleştiğinde, kanadın üzerindeki türbülans artar ve kuş, uçuşunu sürdürmek için gerekli olan yüksekliği yitirir. Benzer koşullar altındaki bir uçak gibi, kuş da hız kaybedip düşme tehlikesi yaşar. Bundan sonra alula devreye girer. Bu küçük ilave parçanın kaldırılmasıyla, kanadın ana parçası arasında bir yarık oluşur. Bu, bir pilotun uçağın kanat parçalarını yerleştirdiğinde gerçekleşenlerle aynıdır. Bu yarık, havanın ana kanadın üst yüzeyinden akmasına, kolay bir türbülansa ve kuşun (veya uçağın) düşmeden fren yapmasına imkan verir. Luis M. Chiappe, "Wings over Spain", Natural History, Eylül 1998.120 milyon yıl önce, günümüzde kullanılan teknolojiye sahip kuşların var olduğunun bilinmesi, evrim teorisinin aşılmaz problemlerine bir yenisini daha eklemiştir.

7. RESSAMLARIN HAYALGÜCÜNE DAYALI SÖZDE DİNO-KUŞ FOSİLİ: Unenlagia COMAHUENSIS

 


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/105.jpg
HAYALİ ÇİZİM

Buenos Aires'teki Arjantin Doğa Bilimleri Müzesi'nden Fernando E. Novas ve Trelew'deki Paleontoloji Müzesi'nden Pablo F. Puerta, Nature dergisinin 22 Mayıs 1997 sayısında "kayıp halka" etiketiyle, 90 milyon yıllık olduğu söylenen bir fosil duyurdular. -F. E. Novas, P. F. Puerta, "New evidence concerning avian origins from the Late Creataceous of Patagonia", Nature, cilt. 387, no. 6631, 1997, s. 390-392. -Bu fosile, Mapuche Kızılderililerinin dilinde "kuzey batı Patagonya'dan yarı kuş" anlamına gelen Unenlagia Comahuensis ismini verdiler. Bu fosil, Arjantin'in Patagonya bölgesinde bulunan 20'den fazla bacak, kaburga ve omuz kemiğine ait parçalardan oluşmaktaydı. Bu kemik parçalarından yola çıkan ressamlar, boynu, kafası, çenesi ve kuyruğu olan bir canlıya ait bir beden çizdiler. Sonra da bu fosili, dinozorlardan kuşlara geçiş aşamasına ait sözde bir ara geçiş fosili olarak duyurdular.

Ancak birçok yönden Unenlagia açıkça bir dinozordur. Özellikle kafatasının bazı özellikleri, gözlerinin arkasındaki kemik formasyonları kuşlara değil, çok yakından theropodlara (küçük, iki ayaklı dinozorlar) benzemektedir. Üstelik tüylerinin olduğuna dair hiçbir delil yoktur. Evrimci bilim adamları ise, bu canlının kollarındaki kemiklerin katlanabileceğini ve ön kollarını kaldırarak kuşların uçuş için yaptıklarına benzer bir hareket yapabileceğini iddia etmişlerdir. Ancak sadece ön yargılı birtakım tahmin ve varsayımlarla bu iddiaların kesin bir delil olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Ohio Üniversitesi'nden Lawrence M. Witmer bu canlıyı, sahip olduğu farklı özelliklerden ötürü "gerçek bir mozaik" olarak tanımlamaktadır. Corey S. Powell, "It's a Bird, It's a...Dinosaur?", Scientific American, 23 Haziran 1997.

Alan Feduccia da, Unenlagia'nın kesinlikle dinozor ve kuş arasında bir kayıp halka olmadığını belirtmekte ve tam bir kuş olan Archæopteryx'ten 55 milyon yıl sonra yaşadığını vurgulamaktadır. -Alan Feduccia, "Evidence from Claw Geometry Indicating Arboreal Habits of Archæopteryx", Science, cilt 259, s. 790-793- Feduccia'nın 1996 yılında birkaç yazarla birlikte kaleme aldığı Science dergisinde yayınlanan bir makalesinde dikkat çektiği gibi, kuşa benzediği söylenen neredeyse her dinozorun yaşı, ilk kuşların ortaya çıkışından çok uzun süre sonrasına aittir. (Lianhai Hou, Larry D. Martin, Zhonghe Zhou, Alan Feduccia "Early Adaptive Radiation of Birds: Evidence from Fossils from Northeastern China", Science, 15 Kasım 1996, cilt 274, no. 5290, s. 1164-1167) Bu da bilim adamlarının "zaman paradoksu" olarak adlandırdığı sorunu doğurmaktadır.

8. EVRİMCİLERİN ZORLA KUŞLARIN ATASI YAPMAK İSTEDİKLERİ DİNOZOR: dromaeosaur

Kuşların sözde atası olarak kabul edilen Archæoraptor isimli fosilin sahte olduğunun ortaya çıkması ile, evrimciler bu kez de yeni buldukları bir fosile ümit bağladılar. Çin'de bulunan "dromaeosaur" adlı bu dinozor fosili -kuşlarla benzer özellikler taşıdığı sanılarak- kuşların atası olarak öne sürüldü.

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/106.jpgOysa kuşların sözde ilkel atası olarak gösterilen bu fosil -dromaeosaur- evrimcilerin de kabul ettiği gibi bir kuş değil, tipik bir sürüngendir. Kanatları yoktur, pençeli ön ayakları vardır. Uzun arka ayakları ve uzun kuyruğu vardır. Evrimcilerin bu canlıyı kuşlarla ilgili gibi göstermeye çalışmalarının tek nedeni, vücudunun üst kısmında tüylere benzeyen yapıların bulunmasıdır.

Oysa Feduccia'nın belirttiği gibi, tüm bu "tüylü dinozor"larda bulunan ve tüy sanılan yapılar, aslında "dino-fuzz" olarak bilinen ve derinin zamanla parçalanıp dağılmasının sonucunda ortaya çıkan yapılardır. Kuş tüyleri ile ilgisi yoktur. Evrimcilerin, sürüngenlerin kuşlara evrimleştiğini iddia edebilmeleri için, Archæopteryx'ten daha önce yaşamış bir grup sürüngenin, kademe kademe kuş özellikleri geliştirdiğini gösteren fosiller olmalıdır. Oysa buna dair en ufak bir kanıt dahi yoktur.
9. Jeholornis prima
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/107.jpg

Omurgalı Paleontoloji Enstitüsü'nden ve Pekin'de paleoantropoloji araştırmacısı olan Zhonghe Zhou ve Fucheng Zhang, Çin'de buldukları bir fosile Jeholornis prima adını verdiler. Bu kuş fosilinin uzun bir kuyruğa sahip olması, bazı evrimcilerin bu fosili kuşların dinozorlardan evrimleştiği iddiasına delil olarak göstermelerine neden oldu. Oysa, daha evvel de belirttiğimiz gibi doğada farklı canlı gruplarının özelliklerini üzerinde barındıran "mozaik canlılar" bulunmaktadır ve bunlar evrimciler tarafından dahi evrim teorisine delil olarak sunulmamaktadır. -S. J. Gould,N. Eldredge, Paleobiology, cilt 3, 1977, s. 147.- Sineklerin de kuşlar veya yarasalar gibi kanatları vardır, ancak bu türlerin hiçbiri arasında -evrimciler açısından dahi- evrimsel bir akrabalık olduğunu öne sürmek mümkün değildir. Dolayısıyla dinozorlarla kuşlar arasında benzer bazı özellikler olması, dinozorların sözde kuşların atası olduğuna delil olarak gösterilemez. Alan Feduccia'nın bu konudaki tespiti şöyledir:

Eğer biri tavuk iskeleti ile dinozor iskeletine dürbünle bakarsa, ikisinin benzer olduğunu düşünebilir. Ancak yakından ve detaylı bir inceleme, aralarında pek çok farklılık olduğunu ortaya çıkarıyor. theropod dinozorlarının örneğin, eğri ve testere gibi uçları olan dişleri var, ancak ilk kuşların düz ve kanca gibi dişleri var ve uçları testere gibi değil. Ayrıca her iki türün dişleri farklı şekillerde çıkıyor ve yenileniyordu. David Williamson, "Scientist says ostrich study confirms bird 'hands' unlike those of dinosaurs", EurekAlert, 14 Ağustos 2002; http://www.eurekalert.org/pub_releases/2002-08/uonc-sso081402.php

Bu bakımdan Jeholornis de bir ara geçiş formu değil, mozaik canlı özelliği gösteren tam ve güçlü bir uçucu kuştur. Henry Gee, "Early bird ate seeds", Nature, 25 Temmuz 2002

10. Protopteryx fengningensis

Protopteryx fengningensis isimli kuş fosili, Çin'in Hebei Bölgesi'ndeki 120 milyon yıllık Kretase kayalarında bulundu. Pekin'deki Çin Bilim Akademisi'nden Fucheng Zhang ve Zhonghe Zhou adlı paleontologlar, Science dergisinin 8 Aralık 2000 sayısında bu fosili yeni bir dino-kuş olarak ilan ettiler.

Açıkça uçabilen bu küçük kuş, tüylerle kaplıdır ve uçmasına yardımcı olacak şekilde pelvis kemiğine sahiptir. Pelvis kemiği, günümüzün iyi uçan kuşları olan şahinler ve diğer tüneyen kuşlar da dahil olmak üzere pek çok kuşta bulunan bir yapıdır. Ancak bu kuş fosili de taraflı yorumlara maruz kalarak, evrimciler tarafından ara geçiş formu olarak öne sürülmüştür. Alan Feduccia da Protopteryx'te görülen izlerin kuşların dinozorlardan önce yaşadığının bir göstergesi olduğunu, dolayısıyla kuşların dinozorlarla ilgisi olmadığını ifade etmektedir. http://www.jpinstitute.com/news/jns_ new_bird_find.jsp

11. Sinovenator changii'NİN HAYALİ TÜYLERİ

Çin'de bulunan 130 milyon yıllık Sinovenator changii isimli dinozor fosilinde tüylere rastlanmamış olmasına rağmen, bazı evrimciler bu canlının "muhtemelen tüylü olduğunu" varsaymaktadırlar. Bu varsayıma dayanak olarak ise, bu fosilin bulunduğu bölgedeki diğer dinozor fosillerinin tüylü oldukları gösterilmektedir. Fosilde tüyler bulunmamasına rağmen, bu fosilin tüyleri olduğunu varsaymak ve bundan yola çıkarak "dinozorlar kesin olarak kuşların atasıdır" sonucunu çıkarmak, elbette ki bilimsel bir yaklaşım değildir. Üstelik sözü edilen Yixian bölgesinde daha önce bulunan dinozor fosillerindeki tüyler tartışmalıdır. Daha önce de incelediğimiz gibi, birçok bilim adamı, bu dinozorlardaki yapıların tüy olmadığı görüşünde birleşmektedir.

Öne sürülen diğer hiçbir "tüylü dinozor" adayı da kesin değildir. Bu canlıların fosillerinde bazı "tüyümsü" yapılara rastlansa da, bunların gerçekte tüy mü yoksa klasik sürüngen pullarının uzantıları mı olduğu kesin olarak belirlenebilmiş değildir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Fedduccia gibi önde gelen evrimciler bu yapıların, "kolajen fiberleri" olduğunu ve tüy olarak kabul edilmesinin büyük hata olacağını savunmaktadırlar. (Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, 2. baskı, Yale University Press, New Haven, 1999) Öte yandan, 1996 yılında büyük bir medya propagandası ile "tüylü dinozor" olarak gündeme getirilen Sinosauropteryx fosilinin, gerçekte kuş tüyüne benzer hiçbir yapıya sahip olmadığı, 1997 yılında yapılan incelemelerle anlaşılmıştır.- Ann Gibbons, "Plucking the Feathered Dinosaur", Science, cilt 278, 14 Kasım 1997, s. 1229
Kaldı ki "tüylü dinozorlar" yaşamış olsa bile, bu durum hiçbir zaman kuşların dinozorlardan evrimleştiğine bir delil sayılamaz. Çünkü kuş tüyleri tamamen özgün yapılardır ve başka bir yapıdan evrimleştiklerini gösteren hiçbir delil bulunmamaktadır.

12. MICRORAPTOR GUI VE DÖRT KANATLI DİNOZOR İDDİALARI


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/109.gif

HAYALİ ÇİZİM

 

2003 yılının Ocak ayında, Çinli paleontolog Xu Xing tarafından bulunan Microraptor gui adlı fosil, pek çok fosil gibi evrimciler tarafından kuşların "ilkel atası" olarak gösterilmek istendi. Bu fosilin dört kanatlı ve ağaçtan ağaca süzülen bir dino-kuşa ait olduğu ileri sürüldü ve bu bulgunun kuşların dinozorlardan evrimleştiği teorisine kanıt olduğu iddia edildi. Ancak çok kısa bir süre sonra bu iddiayı destekleyecek delil olmadığı bilim adamları tarafından açıklandı.

Microraptor gui adlı fosille ilgili yayınlanan makale veya haberlerde, Darwinizm propagandasının geçersizliğini şöyle sıralayabiliriz:

1. Söz konusu fosilin yaşı 130 milyon olarak hesaplanmıştır. Bu tarih, en eski uçucu kuş Archaeopteryx'ten 20 milyon yıl daha gençtir. Bu durum, Microraptor gui 'ye evrimcilerin yakıştırdığı "kuşların atası" ünvanı adına açık bir çelişki oluşturmakta, dolayısıyla bunun bütünüyle uydurma olduğunu göstermektedir.

2. Microraptor gui , anatomik olarak dinozorlara benzemektedir. Parmak sıraları da bu benzerlikle uyumludur. Microraptor gui 'den evrimleştiği öne sürülen kuşların parmak sıraları ise, dinozorlarınkinden önemli derecede farklıdır. Parmak sırasındaki bu farklılığın ata-torun ilişkisi çerçevesinde açıklanması mümkün değildir ve bu durum Microraptor gui 'nin, kuşların atası olduğu tezine çok ağır bir darbe vurmuştur.

Evrimcilerce "Dört Kanatlı Kuş" olarak propagandası yapılan Microraptor gui 'nin dinozor olduğunu anlamak için birçok delil vardır. Hatta fosili bulan ve tanımlayan paleontoloğun bizzat kendisi, Nature dergisinde yayınladığı raporunda bu fosilin bir "dinozor"a ait olduğunu yazmıştır.( Xu, X., Zhou, Z., Kuang, X., Zhang, F., Du, X., "Four winged dinosaurs from China", Nature, cilt 421, 2003, s. 335-339.) Microraptor gui 'nin elindeki parmak sıraları, kuşlardaki gibi 2-3-4 diziliminde değil, dinozorlardaki gibi 1-2-3 dizilimindedir ve arka ayaklarında, dromaeosaurların (144 milyon ila 66.4 milyon yıl önce yaşamış küçük ve orta boylu etçil dinozor grubu) karakteristik özelliği olan öldürücü pençeler mevcuttur. -Justin Costa Rica, "Microraptor gui: Bird or Dinosaur? A look into the therapod dinosaur-bird evolution debate";

http://www.ndsu.nodak.edu/instruct/ashworth/webpages/g491 /2003presentations/justin costarica/Seminar.htm

- Böyle farklı parmak sıralarına sahip Microraptor gui ile kuşlar arasında ata-soy ilişkisi kurmak evrimci bakış açısı ile dahi mümkün değildir. -"En Son Delil: Devekuşu Araştırması Dino-Kuş Hikayesini Çürütüyor"; http://www.harunyahya.org/Makaleler/devekusu.html; David Williamson, "Scientist Says Ostrich Study Confirms Bird 'Hands' Unlike Those Of Dinosaurs",

Microraptor gui ile dinozorlar arasındaki anatomik farklılıklar parmak sırası ile sınırlı değildir. Genel olarak, kuşların anatomisi, ataları olduğu öne sürülen dinozorlardan -dolayısıyla Microraptor gui 'den- derin farklarla ayrılmaktadır. Pat Shipman, "Birds Do It... Did Dinosaurs?", New Scientist, 1 Şubat 1997, s. 28

3. Microraptor gui ile ilgili bilimsel gelişmeler, bu canlının havada süzülme kapasitesinin önceden tahmin edilen şekilde olmayabileceğini göstermiştir. Microraptor gui 'nin Nature'da tanımlanmasından kısa bir süre sonra, bu canlıyla ilgili senaryoya bilim dünyasından itirazlar yükselmeye başlamıştır. Microraptor gui , başlangıçta yaygın bir medya propagandasıyla uçucu bir canlı olarak tanıtılmışsa da, birçok bilim adamı daha sonradan bu canlının aslında uçamayacağı yönünde yorumlar yapmıştır. Microraptor gui 'nin bu son yorumlar karşısındaki durumu

National Geographic dergisinde şöyle özetlenmektedir:

Ancak bilim adamları M.gui'nin havalanacak kadar hızlı koştuğunu düşünmüyor. Ayrıca nasıl bir engelli koşucu uzun etek giyip koşmaya kalkarsa tökezler, ayak tüyleri M. gui'yi de aynı şekilde tökezletmiş olabilir. Bilim adamlarına göre bu bol tüyler belki de uçan sincaplarda olduğu gibi paraşüt etkisi yaratıyordu.

Başka bilim adamları bu yeni fosilden tam olarak ne sonuçlar çıkarmaları gerektiğini bilmiyor, ancak bu hayvanların ağaçtan ağaca süzülürken uçmaya başladığı varsayımına da itiraz ediyorlar: Daha kolayı varken, kanatlarınızı çırparak niye enerji harcayacaksınız ki? Ayrıca bazı araştırmacılar M.gui'nin ayak tüylerinin süzülerek bile olsa uçmaya elverişli olmadığını öne sürüyor. Christopher P. Sloan, "Kanatların Efendisi, National Geographic, Mayıs 2003. 

Kısaca özetleyecek olursak, bu itirazların bilimsel gerekçeleri şu şekildedir:


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/111.jpg
HAYALİ ÇİZİM

a) Kuşların pelvis kemiği, Microraptor gui 'nin havada süzüldüğü varsayımını reddetmektedir.

Evrimcilerin bu canlıyı uçuşun sözde evrimiyle ilişkilendirmesinin görünürdeki nedeni ön ve arka bacaklarında sahip olduğu tüylerdir. Bazı evrimciler bunun, ağaçlarda yaşayan ve ön ve arka bacaklarını yanlara açarak ağaçtan ağaca süzülebilen bir canlı olduğunu öne sürmektedir. Microraptor gui 'nin medyada yayınlanan rekonstrüksiyon resminde arka bacakların yanlara açık olduğu ve yere yatay şekilde durduğu görülmektedir. Oysa Microraptor gui 'nin arka ayaklarının yanlara açılabileceğini düşünmenin bir temeli yoktur. Kuşlarda arka ayakların yanlara doğru 180 derece açılması pelvis kemiğinin anatomisi yüzünden imkansızdır. Örneğin bir marketten alınan tavuğun bacakları, yanlara açılacak olursa kalça kemikleri derhal kırılacaktır.

b) Microraptor gui 'nin bacaklarında olduğu varsayılan tüylerin bacağa bağlı olup olmadığı tartışmalıdır. Dahası bunlar kuş uçuşunu engelleyici niteliktedir ve bu yüzden kuşların uçuşunun sözde evrimsel kökenini destekleyebilecek bir kanıt oluşturmamaktadır.

Diğer yandan, Microraptor gui 'nin bacaklarının yanlara açılabildiği düşünülse bile, bu fosildeki tüylerle kuşların uçuş tüyleri arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Berkeley'deki California Üniversitesi Paleontoloji Müzesi Başkanı Kevin Padian, Bioscience dergisinin Mayıs 2003 sayısında yayınlanan bir makalesinde Microraptor gui 'nin uçuşun kökeniyle ilgili olduğu tezine karşı çıkmış ve Microraptor gui 'nin anatomisinin bu senaryoya oluşturduğu engelleri sıralamıştır. Kevin Padian, "Four-Winged Dinosaurs, Bird Precursors, or Neither?", BioScience, cilt 53, no. 5, s. 450-452

Birincisi, K. Padian, Microraptor gui 'de bulunduğu iddia edilen arka bacak tüylerinin, bacağa gerçekten bağlantılı olup olmadığı konusunda ikna olmadığını belirtmektedir. İkincisi, bunlar bacağa bağlantılı olsa bile, Microraptor gui 'nin iddia edilen süzülme hareketinin, kuşlardaki güçlü kanat uçuşuna evrimleşmiş olabileceğine dair hiçbir dayanak yoktur. Çünkü kuşlar uçuş sırasında arka ayaklarını kullanmamakta ve bunları tekerleklerini çeken bir uçak gibi, geriye uzatıp sabit tutmaktadırlar. Padian bunları belirttikten sonra, "bacak tüylerinin daha gelişmiş kuşların kullandıkları uçuşun evrimiyle gösterilebilir hiçbir bağlantısı bulunmamaktadır" yorumunu yapmaktadır. Kevin Padian, "Four-Winged Dinosaurs, Bird Precursors, or Neither?", BioScience, cilt 53, no. 5, s. 450-452

Evrimci Nature dergisinin editörü ve aynı zamanda bir paleontolog olan Henry Gee ise, "Dört kanat, süzülmek için mükemmel bir tertiptir ama kuvvetli, çırpmalı uçuş için değil" diyerek Microraptor gui 'nin süzülme hareketiyle, kuş uçuşunun ilgili olmadığını ifade etmektedir. Henry Gee "Fossil boosts trees-down start for flight", Nature, Science Update, 23 Ocak 2003


YAŞ SORUNU VE "KLADİSTİK" YANILGISI


Dino-kuş teorisini savunanlar, kuşların sözde atasının küçük ve etobur bir dinozor türü olan theropodlar olduğunu iddia ederler. Özellikle Çin'in Liaoning bölgesinde bulunan bazı fosil türlerini evrimsel ata olarak gösteren evrimciler, önemli bir gerçeği göz ardı etmektedirler: Henüz kuşların atası olarak gösterdikleri theropod türü dinozorlar ortaya çıkmamışken düzgün şekilde uçabilen kuşlar yeryüzünde bulunmaktadırlar. 150 milyon yıl önce yaşamış en eski kuş türü olan Archæopteryx, theropod türü dinozorlardan on milyonlarca yıl daha yaşlıdır. Ünlü ornitolog Dr. Alan Feduccia, bu nedenle, Archæopteryx'in evrim açısından "aşılmaz bir problem" olduğunu belirtmiştir:

Bu teori ile ilgili aşılmaz problemler var... Bizim bildirdiklerimiz ötesinde, kuş-benzeri dinozorların 150 milyon yaşındaki bilinen en eski kuştan 25 milyon ile 80 milyon yıl sonra ortaya çıkmasıyla ilgili bir zaman problemi var.1

Feduccia, kendisi ile yapılan bir röportajda "Kuşların dinozorlardan geldiğine niçin inanmıyorsunuz?" sorusunu şöyle yanıtlamaktadır:

Birincisi zaman çizgisi yanlış. Dinozorların kuşların atası olduğu iddiası bilinen en eski kuş olan Archæopteryx'ten 25 milyon-80 milyon yıl sonra oluşur. İkincisi… Yerden yukarı doğru uçmayı evrimleştirmek biyofiziksel olarak makul değildir. Üçüncüsü kuşların ve dinozorların birçok özellikleri -örneğin eller ve dişler- birbiriyle uyumlu değil. theropod dinozorun eli bir başparmaktan ve bitişiğindeki iki parmaktan oluşur. Kuş eli ortadaki üç parmaktan oluşur. Bir tür elden diğer tür ele geçmek için yalnızca bir düğmeye dokunamazsınız. Tabi ki, eğer kuşların dinozor kökenine ters bir şeyle gelirseniz, otomatik olarak yanlış olursunuz, hangi kanıtla geldiğiniz önemli değildir.2
Evrimcilerin bu büyük sorunu çözmek, daha doğrusu çözmüş gibi gözükmek için kullandıkları yöntemin adı ise "kladistik"tir.

"Kladistik", son 20-30 yıldır paleontoloji dünyasında sıkça kullanılan yeni bir fosil yorumlama yöntemidir. Bu yöntemi savunanlar, bulunan fosillerin yaşlarının tamamen göz ardı edilmesini, sadece eldeki fosillerin karakteristik özelliklerinin birbiri ile karşılaştırılmasını ve bu karşılaştırma sonucunda ortaya çıkan benzerliklere göre evrimsel soy ağaçları kurulmasını savunurlar. Kladistiğin iyi bir özeti olan bu açıklama, söz konusu yöntemin ne kadar büyük bir çarpıtma olduğunu da göstermektedir. 70 milyon yıllık bir fosilin sahibi olan bir türün, aslında 170 milyon yıl önce de yaşadığını varsaymanın ve buna göre bir evrimsel akrabalık ilişkisi kurmanın, çarpıtmadan başka bir anlamı yoktur.

Kendisi de bir evrimci olmasına karşın, paleontolog Larry Martin evrimcilerin bu konuda ne denli dogmatik, ön yargılı bir yaklaşım içinde olduklarını şöyle ifade etmektedir:

… bazen bazı kişiler tarafından yapılan "eğer kladistik analiz yaparsanız gerçeği elde edersiniz" şeklinde imalar içeren dogmatik ifadelere kızıyorum. Deneysel olarak bunun doğru olmadığını biliyorsunuz, çünkü eğer tam olarak bakarsanız, aynı grup üzerinde çalışan iyi kladistlerin [canlıları kladistik prensiplerine göre sınıflandıran biyolog] hepsi farklı kladigramlar [her biri bir türü temsil eden ağaç şeklindeki sözde evrimsel diyagram] elde eder. Biliyorsunuz, en iyi ihtimalle bu kladigramların sadece biri doğrudur. Bunun sebebi muhtemelen insanların kladigramlara giren özellikleri ne kadar dikkatli inceledikleri ve seçtikleriyle ilgilidir. Eğer kladigramınıza çöp koyarsanız, çöp elde edersiniz.3
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/110.jpg

Pennsylvania Üniversitesi'nden anatomi profesörü Peter Dodson da, sözde dino-kuşların, ilk kuşlardan sonra bulunmasının büyük bir sorun oluşturduğunu ve kladistik metodu ile getirilen çözümün "zoraki" bir çözüm olduğunu belirtmektedir:

Ben şahsen, kuş benzeri maniraptoran theropodların kuşların kökeninden 25-75 milyon yıl sonra bulunmasını sorun olarak görmeye devam ediyorum...

Hayalet atalar, açıkçası zoraki bir çözümdür, kladistik metodu tarafından zorunlu kılınan uygun olmayan bir çözüm. Tabi, Geç Kretase maniraptoranlarının kuşların gerçek ataları olmadığı, sadece kardeş sınıf olduğu itiraf ediliyor. Jurasik dönemde yüksek derecede türemiş, hızla evrimleşen maniraptoranların kuşlara evrimleştiğine ve sonra bu yüksek derecede ilerlemiş soyun evrimsel bir durağanlığa girdiğine ve milyonlarca yıl boyunca hiç değişmeden kaldığına inanmamız mı bekleniyor?... zaman probleminin çözüldüğü konusunda neden ısrar ediyoruz?4
Kladistik, evrim teorisinin fosil kayıtları karşısındaki yenilgisinin gizli bir itirafı ve yeni bir boyutudur aslında. Özetlemek gerekirse;

1) Darwin; fosil kayıtları detaylı olarak incelendiği takdirde, bildiğimiz türlerin hepsinin arasını dolduracak "ara formların" bulunacağını öne sürmüştür. Teorinin beklentisi budur.

2) Ancak 150 yıllık paleontoloji çabası, ara formları ortaya koymamış, bu canlıların izine rastlanamamıştır. Bu, teori adına büyük bir yenilgidir.

3) Ara formlar bulunamadığı gibi, sadece benzerliklerinden dolayı birbirlerinin atası olarak ilan edilebilecek olan canlıların da yaşları çelişkilidir. Daha "ilkel" gibi görünen bir canlı, daha "gelişmiş" gibi gözüken bir canlıdan daha geç ortaya çıkmaktadır.

İşte bu son nokta, evrimcileri kladistik denen tutarsız yöntemi geliştirmeye zorlamıştır.
Kladistikle birlikte, Darwinizm, bilimsellik maskesini açıkça yitirmekte, aksine "bilimsel bulguları çarpıtan, bu bulguları kendi varsayımlarına göre değiştiren" bir dogma haline gelmektedir.

1. David Williamson, "Scientist says ostrich study confirms bird 'hands' unlike those of dinosaurs", UNC News, no. 425, 14 Ağustos 2002, www.unc.edu/news/newsserv; David Williamson, "Scientist Says Ostrich Study Confirms Bird 'Hands' Unlike Those Of Dinosaurs", EurekAlert, 14 Ağustos 2002, http://www.eurekalert.org/pub_releases/2002-08/uonc-sso081402.php
2. Alan Feduccia, "Plucking Apart the Dino-Birds", Discover, vol. 24, no. 2, Şubat 2003.
3. Case of the Flying Dinosaur, NOVA, Boston Video, 1991.
4. Peter Dodson, "Response by Peter Dodson", American Paleontologist, vol. 9, no. 4, 2001, ss.13-14.

EVRİMCİLERİN GÖRMEZDEN GELDİKLERİ SORUN:
HAYALİ ATA-TORUN İLİŞKİSİNİ BOZAN ZAMAN PARADOKSU


Sözde "tüylü dinozor" olarak duyurulan fosillerle ilgili en büyük problem, evrimcilerin bu fosilleri ünlü Archæopteryx'ten çok daha genç olarak tarihlendirmeleridir. Yeryüzündeki bilinen en eski uçabilen kuş olan Archæopteryx, 150 milyon yıl yaşındadır ve günümüz kuşlarıyla aynı uçuş yeteneğine sahip olan uçucu bir kuştur. Dolayısıyla bu fosillerin, sözde "kuşların henüz uçamayan ilkel ataları" olarak gösterilmesi imkansızdır. Bu sözde "tüylü dinozor"ların ata konumunda olması gerekirken, torun konumunda olmaları evrimcilerin aşılamaz problemlerindendir.


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/113.jpg
HAYALİ ÇİZİM

Evrimcilerin Sözde Ata-Torun İlişkilerini Bozan Bir Fosil Daha: Liaoningornis
Çin'de Kasım 1996'da bulunan 121 milyon yaşındaki Liaoningornis adlı fosilin varlığı, Lianhai Hou, Larry Martin ve Alan Feduccia tarafından Science dergisinde yayınlanan bir makaleyle duyuruldu.1 Liaoningornis, günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının tutunduğu göğüs kemiğine, uzun uçuşları mümkün kılan uçuş kaslarına sahipti. Diğer yönleriyle de bu canlı, günümüz kuşlarından farksızdı. Tek farkı, ağzında dişlerinin olmasıydı. Bu durum, dişli kuşların, hiç de evrimcilerin iddia ettikleri gibi ilkel bir yapıya sahip olmadıklarını gösteriyordu.2 Nitekim Alan Feduccia, Discover dergisinde yayınlanan yorumunda, Liaoningornis'in, kuşların kökeninin dinozorlar olduğu iddiasını geçersiz kıldığını belirtmişti.3

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/112.jpg
HAYALİ ÇİZİM

Sinornithosaurus Millenii ve Beipiaosaurus Inexpectus
Çin'de bulunan Sinornithosaurus millenii ve Beipiaosaurus inexpertus adlı dinozor fosilleri, evrimci kaynaklarda yarı kuş-yarı dinozor olarak gösterilmektedir. Fosilleri yorumlayan evrimci paleontolog Chris Sloan, bu canlıların uçamadıklarını, ancak kanatlarını dengeli koşmak için kullandıklarını öne sürmektedir. Bu iddialara göre, söz konusu fosillerin henüz uçamayan "kuş ataları" olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak 120 milyon yıl yaşındaki bu fosillerin, sözde ata olarak lanse edilmeleri çok büyük bir çelişkidir.

 

BPM 1 3-13
"Tüylü dinozor" iddialarıyla gündeme gelen fosillerden biri de BPM 1 3-13'tür. Fosili keşfeden Dr. Mark Norell ve bazı Çinli bilim adamları, Çin'de bulunan bu yeni örneğe Çin'deki Liaoning Bölgesi'nde bulunan Beipiao Paleontoloji Müzesi'nden (Beipiao Paleontological Museum) esinlenerek "BPM 1 3-13" adını verdiler.

 

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/115.jpg
HAYALİ ÇİZİM

Kasıtlı Olarak Kuş Özellikleri Atfedilen Dinozor Fosili: Microraptor
Çin'de Microraptor ismi verilen ve 120 milyon yıllık olduğu tespit edilen bir dinozor fosili bulundu. Söz konusu dinozorun boyutlarının küçük olması ve "dino-fuzz"4 denen, ancak kuş tüyleri ile ilgisi bulunmayan organik bir yapıya sahip olması, bu fosilin kuşların atası olarak yorumlanmasına sebep oldu. Ancak, Associated Press tarafından duyurulan haberin orijinalinde de yer aldığı gibi, bu dinozorun uçtuğuna dair hiçbir bilgi ve delil bulunmamaktadır. Yine aynı haberde Kansas Üniversitesi paleontologlarından Larry Martin de bu dinozorun uçuşa elverişli olmadığını belirtmektedir.5

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/116.jpg
HAYALİ ÇİZİM

Resimlerle Tüylü Olarak Telkin Edilmeye Çalışılan Dinozor Fosili: Velociraptor
80 milyon yıllık Velociraptor, kuşların dinozorlardan evrimleştiği masalında sözde ara geçiş formu olarak sunulan fosillerden biridir. Ancak bu fosil de diğerleri gibi, evrimcilerin taraflı yorumlarından başka bir şey değildir. Bu fosilin çizimlerinde görülen tüyler tamamen evrimcilerin hayalini yansıtmaktadır; gerçekte ise bu canlının tüyleri olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktadır.

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/114.jpg
HAYALİ ÇİZİM

Evrimcilerden Bir Uçan Dinozor Masalı Daha: Shenzhouraptor Sinensis
Çin'in Yixian bölgesinde bulunan, 140 milyon yaşındaki, Shenzhouraptor Sinensis olarak isimlendirilen fosil, paleontolog Ji Qiang tarafından kamuoyuna dinozorlarla günümüz kuşları arasındaki bir geçiş fosili olarak duyuruldu. Evrimciler tarafından "Kayıp halka bulundu" sloganları ile hakkında haberler yapılan bu fosil, gerçekte evrimcilerin bugüne kadar kuşların kökeni hakkındaki iddiaları ve ellerindeki sözde delillerle ile çelişmektedir.


1. Ann Gibbons, "New Feathered Fossil Brings Dinosaurs and Birds Closer", Science, vol. 274, 1996, ss. 720-721.
2. "Old Bird", Discover, 21 Mart 1997.
3. "Old Bird", Discover, 21 Mart 1997.
4. Jeff Hecht, "Micro-raptor", New Scientist, 6 Aralık 2000.
5. Jeff Donn, The Associated Press, 7 Aralık 2000.


SONUÇ


Bilimsel kanıtların gösterdiği gibi, dinozorların kuşlara evrimleşmeleri birçok açıdan imkansızdır. Kuşların ilkel atası olduğu iddiası ile ortaya çıkarılan hiçbir fosil, gerçekte böyle bir özelliğe sahip değildir. Bilinen en eski kuş Archæopteryx'tir ve o da kusursuz uçuş sistemiyle fosil kayıtlarında aniden belirmektedir. Ondan önce yaşamış hiçbir "ilkel kuş" da yoktur. Son dönemlerde öne sürülen "dino-kuş" iddialarının bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu da incelemiş bulunuyoruz. Alan Feduccia, kuşların kökeninin dinozorlar olduğunu savunan teorinin savunucularının çaresiz konumunu şöyle yorumlamaktadır:

Hiçbir alan, paleontologları kuşların dinozor kökenli olduğuna dair bu denli başarılı bir tuzağa düşüremezdi. Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, 1996, s. viii.
Feduccia 1999 basımı kitabında tüm bu "dino-kuş" iddiaları hakkındaki gerçeği ise şöyle özetler:

Sonuçta, çeşitli bölgelerden iyi korunmuş derilere sahip pek çok dinozor mumyası bilinmesine rağmen, şimdiye kadar hiçbir tüylü dinozor bulunmamıştır. Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, s. 132

Eğer tüylü dinozorlar hakkındaki mevcut çıkarımlar doğru olsaydı bile, bunun evrim teorisine kazandırdığı bir şey olmazdı. Doğa tarihi boyunca, çok geniş bir biyolojik yelpaze içinde on milyonlarca farklı türün yaşadığı ve çoğunun soyunun tükendiği bilinen bir gerçektir. Günümüzdeki kanatlı memeli yarasa gibi, geçmişte de kanatlı sürüngenler (pterozorlar) yaşamıştır. Pek çok farklı deniz sürüngeni (örneğin ichthyosaurlar) yaşamış ve soyları tükenmiştir. Ancak tüm bu zengin canlı yelpazesinin çarpıcı yönü, farklı özellikteki canlıların veya anatomik yapıların aniden ve daha ilkel formları olmadan yeryüzüne çıkmalarıdır. Örneğin kuş tüyleri söz konusu olduğunda, bunların sahip oldukları tüm kompleks ve özgün yapıların, bir anda Archæopteryx'te belirdiklerini görürüz. İlkel kuş tüyleri ya da ilkel uçuş yoktur. İlkel kuş akciğeri ise, zaten akciğerin indirgenemez kompleks yapısı nedeniyle imkansızdır. Dolayısıyla fosil bulguları, canlıların evrimle değil, yaratılışla yeryüzüne çıktıkları gerçeğini desteklemeye devam etmektedir. Bu nedenledir ki, dino-kuş furyalarının bu gerçeği değiştirme ihtimali yoktur.

Kuşların ve diğer tüm canlıların gerçek kökeni "yaratılış"tır. Canlılar Allah'ın dilemesiyle bir anda ve kusursuz olarak yaratılmışlardır. Bir ayette şöyle buyurulmaktadır:

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)