ARCHAEOPTERYX BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİLDİR


Darwin 1859'da Origin of Species (Türlerin Kökeni) isimli kitabını yayınladıktan sonra, onun iddialarını doğrulayacak ara geçiş formu arayışı başlamıştı. 1861'de Bavaria'daki Solenhofen kalkerlerinde bulunan ilk Archæopteryx fosili de, Darwinistler için teoriyi ayakta tutacak kurtarıcı bir fosil olarak görüldü. "Eski zamanlardan kalma kanat" anlamına gelen Archæopteryx'in iskeleti, nadir bulunan, çok kıymetli bir fosil olarak bir banka kasasında koruma altına alındı. 30 cm uzunluğunda, bir karga büyüklüğünde olan bu fosilin Darwinistler için önemi, fosil üzerindeki kuş ve sürüngene ait olduğu iddia edilen özelliklerden kaynaklanmaktaydı. Bir tür heves ve ön yargı ile bu fosil bir ara geçiş formu olarak sunuldu ve evrim teorisine kesin bir delil gibi yansıtılarak birçok müze sergisinde ve ders kitaplarında yerini aldı. Ancak bu fosilin yorumu hakkında yapılan eleştiriler ve ortaya konan çelişkiler duymazlıktan gelindi.


ARCHAEOPTERYX FOSİL ÖRNEKLERİ



Archæopteryx türüne ait 7 fosil örneği bulunmuştur. (Bunlara tek tüy fosili dahil değildir.) Bu fosillerin açıklamaları şöyledir:



http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/77.jpg

Maxburg Örneği
1958'de (Londra türü gibi) Langenaltheim yakınlarında bulundu; 1959'da Heller tarafından tanıtıldı. Tür, yalnızca gövdeden oluşuyordu. Şu an nerede olduğu bilinmemektedir.

Haarlem veya Teyler Örneği
Tür, tüyden 5 yıl önce 1855'de Reindenburg yakınlarında bulundu. Ama bir müzede kaldı ve von Meyer tarafından Pterodactylus olarak sınıflandı. 1970'de Ostrom tarafından fosilin yeniden incelenmesi, tüylerini ve gerçek kimliğini ortaya çıkardı.

Solnhofen-Aktien ve Verein Örneği
1993'te P. Wellnhofer yeni bir tür tarif etti: Archæopteryx bavarica. Bu türün küçük sertleşmiş bir göğüs kemiğine ve farklı bir tüy görüntüsüne sahip olduğu rapor edildi.

Solnhofen Örneği
1960'larda Eichstatt yakınlarında bulundu ve 1988'de Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu tür, başlangıçta Compsgnathus olarak tanımlandı, ama daha sonra Archæopteryx lithographica olarak tekrar sınıflandırıldı.

Eichstatt Örneği
Bu tür, 1951'de Workerszell tarafından bulundu ve Almanya'daki Münih Paleontoloji Müzesi'nden Peter Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu fosil, türlerin en küçüğüdür; diğerlerinin üçte ikisi ölçüsündedir. Archæopteryx türünden çok farklı olmasına rağmen yine de bir Archæopteryx lithographica'dır.

Berlin Örneği
1877'de Blumenburg yakınlarında çıkarıldı ve bu Archæopteryx fosili 1884'te W. Dames tarafından sunuldu. Archæopteryx örnekleri içinde en ünlüsüdür. Bunun, Londra türünden daha iyi bir tür olduğu düşünüldü, çünkü (ne kadar parçalanmış olsa da) tam bir kafaya sahipti. Sonunda Berlin Müzesi'ne satıldı.

Londra Örneği
1861'de Langenaltheim yakınlarında bulundu, bu Archæopteryx fosili, Hermann von Meyer tarafından aynı yıl açıklandı. Bu ve Berlin türü, en iyi bilinen Archæopteryx fosilleridir. Sonunda amatör bir fosil bilimci olan Dr. Carl Haberlein tarafından İngiliz Müzesi'ne satıldı.

Archæopteryx'in kendine özgü birtakım özellikleri, onun evrimciler tarafından sürüngenlerden kuşlara bir geçiş canlısı olarak yorumlanmasına sebep oldu. 150 milyon yıllık, soyu tükenmiş bir kuşa ait olan bu fosilin, kuşlardan çok uzun zaman önce yaşamış, yarı sürüngen-yarı kuş özellikleri taşıyan bir canlıya ait olduğu öne sürüldü. Archæopteryx'in ön kollarındaki tüylü pençeler, ağzındaki dişler ve kemikli sürüngen benzeri kuyruğu, evrim teorisinin taraflı yorumlarına maruz kaldı. Söz konusu benzerlikler nedeniyle Archæopteryx'in dinozorlardan türediği fikri, ilk kez 1870'de Darwin'in fikirlerinin savunucularından olan Thomas Huxley tarafından ortaya atıldı. -Richard Milton, Shattering the Myths of Darwinism, Park Street Press, Rochester, Vermont, 1997, s. 1. 

Evrim teorisine göre Velociraptor veya Dromaeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, ağaçların yüksek dallarından avlarının üstüne atlarken, zamanla kanatlanıp uçar hale gelmişti. Archæopteryx, sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk türdü. Bu hikaye hemen her evrimci yayında yer alır. Oysa Archæopteryx fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu ispat etmektedir. Archæopteryx'in günümüz kuşlarından farksız bir iskelete, tüy yapısına ve uçuş kaslarına sahip olduğu ve başarılı bir biçimde uçtuğu, bugün bilim dünyasının ortak kabulüdür. Ayrıca bilimsel değerlendirmeler kanıtlamıştır ki, Archæopteryx sahip olduğu göğüs kemiği ve asimetrik tüy yapısıyla  tam olarak uçucu bir kuştur. Genel evrimci iddiaların aksine, dişlerinin bulunması ise onun bir dinozor olduğunu göstermez. -Richard L. Deem, "Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory"; http://www.direct.ca/trinity/dinobird.htm

Kısacası Archæopteryx birtakım özgün özelliklerinden dolayı, yarı sürüngen-yarı kuş bir "ara form" olamaz. Özellikle 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili, bu konuyu kesinleştirmiş, daha önce "sürüngen benzerliği"ne dayanarak ortaya atılan evrimci iddiaları çürütmüştür. Bilim yazarı Richard Milton da Archæopteryx hakkındaki iddiaların geçersizliğine şöyle değinmektedir:

Kuşkusuz Archæopteryx keşfedilen önemli bir fosil olsa da, şu anda bu önemin tam olarak ne olduğunu söylemek güçtür. Daha da önemlisi; Darwinistler için bunun, doğal seçmeyle birlikte yürüyen rastgele genetik mutasyon mekanizmasını desteklediğini ileri sürmek imkansızdır. Archæopteryx bu mekanizmaların hiçbiri için kanıt oluşturmamaktadır, çünkü fosil kayıtlarında, tıpkı Eohippus gibi, hiç bilinen doğrudan atası ve soyu olmayan, tamamen izole bir fosildir. Richard Milton, Son Tartışmalar Işığında Darwinizm'in Mitleri, Gelenek Yayıncılık, Eylül 2003, çev: İbrahim Kapaklıkaya, s. 139

Günümüzde Archæopteryx'in bir geçiş formu olmadığı anlaşıldığından, pek çok evrimci artık yeni bir delil arayışına girmek gerektiğinde hemfikirdir. Alan Feduccia Archæopteryx'le ilgili evrimci iddiaların yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:

Paleontologlar Archæopteryx'i yerdeki tüylü dinozorlara döndürmeye çalıştı. Ama dönmedi. O bir kuş, tüneyen bir kuş. Hiçbir söylenti bunu değiştiremeyecek. Alan Feduccia, "Archæopteryx: Early Bird Catches a Can of Worms", Science, cilt 259, no. 5096, 5 Şubat 1993, s. 764-765.

Yale Üniversitesi, Jeoloji Kürsüsü profesörü olan John H. Ostrom bir evrimci olmasına rağmen, iddiaların delilsiz olduğunu kendisi de kabul etmektedir:

Zdenek Burian, kuşlardaki uçuşun evriminde Archæopteryx öncesi basamağın, ki genel olarak Pro-avis (uçuş öncesi) olarak adlandırılır, yeniden düzenlenmesini yapmıştır. Herhangi bir Pro-avis'e ait hiçbir fosil kanıtı yoktur. John Ostrom, "Bird Flight: How Did It Begin?", American Scientist, no. 67, Ocak-Şubat 1979, s. 47
Bir başka evrimci bilim adamı Colin Patterson, bu tür iddiaların bilimsellikten uzak olduğuna şu ifadelerle değinmektedir:

Archæopteryx tüm kuşların atası mıdır? Belki evet, belki hayır: Bu soruyu cevaplamanın hiçbir yolu yoktur. Bir formun diğerini nasıl ortaya çıkardığı ve aşamaların doğal seleksiyonla nasıl kayırıldığının nedenlerini bulmak için hikayeler uydurmak yeterince kolaydır. Fakat bu tür hikayeleri teste tabi tutma imkanı olmadığından bilimin parçası değildirler. Colin Patterson, Darwin's Enigma: Fossils and Other Problems, Master Book Publishers, El Cajon CA, 4. baskı, 1988, s. 89

İlerleyen satırlarda detaylarına değineceğimiz bu nedenlerden dolayı, Archæopteryx'i "ilkel kuş" olarak tanımlayan evrimci tez yanlıştır. Fakat bu fosilin Darwinistler için vazgeçilmez bir önemi vardır: Bu önem, hayali evrim sürecine bir kanıt olmasından değil, üzerinde rahatlıkla spekülasyon yapılabilmesinden kaynaklanmaktadır. Geçersizliği defalarca ispatlanmış olmasına rağmen, bu fosil mümkün olan her fırsatta çok önemli bir delilmiş gibi gündeme getirilmektedir. Çünkü evrim teorisinin temel iddiasını oluşturan ara geçiş fosilleri bir türlü bulunamamaktadır. Adeta bir "kurtarıcı" olarak görülen ve evrimcilerin kullanabileceklerini sandıkları tek örnek olması bakımından Archæopteryx'in gözden çıkarılması, evrim teorisine ağır bir darbe olacaktır. Dolayısıyla Archæopteryx'in hala bir delil gibi sunulması, bilimsel değil dogmatik bir vazgeçememe durumudur.

ARCHÆOPTERYX NEDEN BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİLDİR?

Evrimciler 19. yüzyıldan bu yana Archæopteryx hakkında spekülasyon yapmaktadırlar. Ağzında dişlerin, kanatlarında pençe benzeri tırnakların var olması ve uzun kuyruğu, fosilin bu açılardan sürüngenlere benzetilmesine neden olmuştur. Pek çok evrimci Archæopteryx'i "ilkel kuş" olarak tanımlamış, hatta bu canlının kuşlardan çok sürüngenlere yakın olduğunu iddia etmiştir. Ancak bu efsanenin çok yüzeysel olduğu; canlının kesinlikle "ilkel kuş" olmadığı, aksine iskelet ve tüy yapısının uçmaya son derece elverişli olduğu, sürüngenlere benzetilen özelliklerinin tarihte yaşamış ve hatta günümüzde yaşayan diğer bazı kuşlarda da bulunduğu zamanla ortaya çıkmıştır.

Günümüzde tanınan ornitologlardan (kuş bilimcilerinden) biri olan Alan Feduccia da bu görüşü savunmakta, Archæopteryx'in kuşların ilkel atası olduğu görüşüne karşı çıkmaktadır. Feduccia'nın belirttiği gibi; "Archæopteryx'in çeşitli anatomik özelliklerini inceleyen yeni araştırmacıların pek çoğu, bu canlının daha önce hayal edilenden çok daha kuş-benzeri olduğunu göstermiştir" ve "Archæopteryx'in theropod dinozorlara olan benzerliği çok büyük ölçüde abartılmıştır." Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, s. 81

Archæopteryx günümüz kuşlarından farklı bazı özelliklere sahiptir, ancak uçucu kuş olduğunu gösteren özellikleri ile gerçek bir kuştur. Archæopteryx'in birtakım özgün özelliklere sahip olması, bu canlının bir "ara form" olduğunu göstermemektedir. Archæopteryx'in sadece soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunun ve yarı dinozor-yarı kuş gibi bir ara geçiş formu olmadığının delilleri kısaca şöyle sıralanabilir:
Archæopteryx'in lades kemiği ve sonradan bulunan göğüs kemiği:

Dinozorlar köprücük kemiğine sahip değildir, ancak bütün kuşlar gibi Archæopteryx de bir lades kemiğine (köprücük kemiğine) sahiptir. Anatomist David Menton, Archæopteryx'in lades kemiğinden şu ifadelerle söz eder:

Archæopteryx güçlü bir lades kemiğine (furkula kemiğine) sahiptir. Kuşlar uçtukça hareket eden X-ışını yöntemi kullanılarak, yakın zamanda yapılan bazı etkileyici çalışmalar, [kuşun] omuz kemerinin uçuş sırasında, kanat darbelerinin inanılmaz kuvvetine karşı koyabilmek için, nasıl esnek olması gerektiğini göstermektedir. Gerçekten de her kanat darbesinde lades kemiğinin nasıl esnediğini görebilirsiniz. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland, Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19. 


ARCHAEOPTERYX BİR ARA GEÇİŞ FORMU DEĞİL SOYU TÜKENMİŞ BİR KUŞ TÜRÜDÜR

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/78.jpg

Archæopteryx günümüz kuşları ile çok sayıda ortak özelliğe sahiptir:
• Tüyler
• Furkula ya da lades kemiği
• İçi boş kemikler
• Göğüs boşluğundaki bölüm
• Pelvis ve bacaklar
Archæopteryx uçucu bir kuşun sahip olması gereken tüm özelliklere sahiptir. Dişli çene, pençe gibi sahip olduğu özellikler ise, bir kısım evrimcilerin iddia ettiği gibi onu bir ara geçiş formu yapmaz. Bu özellikler sadece, onun farklı bir kuş türü olduğunu göstermektedir.

1990'lara dek Archæopteryx'in "sternum"unun, yani göğüs kemiğinin olmaması, canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu, göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)

Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili, bu tartışmanın yanlış olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde, evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği bulunuyordu.Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılmaktadır:

Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı, güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.

-Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.
Alan Feduccia ise bu konu ile ilgili olarak şu yorumda bulunmaktadır:
Archæopteryx'in sağlam lades kemiği (furkulası), iyi gelişmiş bir göğüs kası (pectoralis) için uygun bir çıkış noktası oluşturacaktı... Dolayısıyla Archæopteryx'in bir kara hayvanı olduğu tezi geçersizleşmiştir. Archæopteryx'in göğüs kemerinde, onun kuvvetli bir uçucu olmasını engelleyecek bir şey yoktur. -Storrs L. Olson, Alan Feduccia, "Flight Capability and the Pectoral Girdle of Archæopteryx", Nature, no. 278, 15 Mart 1979, s. 248
Bu bulgu, Archæopteryx'in tam uçamayan yarı kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kılmıştır.

Archæopteryx'in tüylerinin yapısı:

Archæopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx'in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini ortaya koydu. Ünlü Paleontolog Carl O. Dunbar'ın belirttiği gibi, "Tüylerinden dolayı bu yaratık (Archæopteryx) tam bir kuş özelliği gösteriyordu". Paleontolog Robert Carroll ise konu hakkında şu açıklamayı yapar:

Archæopteryx'in uçuş tüylerinin geometrisi, modern uçucu kuşlarınki ile tamamen aynıdır, uçucu olmayan kuşların ise tüyleri simetriktir. Tüylerin kanat üzerindeki düzeni de modern kuşlarınkiyle benzerdir... Van Tyne ve Berger'e göre Archæopteryx'in kanatlarının boyutu ve şekli, tavuk cinsinden kuşlar, kumrular, ağaçkakanlar, çulluklar ve tüneyen ötücü kuşların çoğu gibi, bitki örtüsünün sınırlı açıklıkları boyunca hareket eden kuşlarınkine benzerdir... Uçuş tüyleri en az 150 milyon yıldan beri durağandır (değişmemiştir). -Robert L. Carroll, Patterns and Processes of Vertebrate Evolution, Cambridge University Press, 1997, s. 280-81


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/79.jpg
ARCHÆOPTERYX ASİMETRİK TÜY YAPISI İLE GÜNÜMÜZ KUŞLARINDAN FARKSIZDIR


Archæopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısıdır.

Archæopteryx'in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini göstermektedir.

Alan Feduccia da, Archæopteryx'in uçabilen bir kuş olduğunu belirtirken canlının asimetrik tüylerine dikkat çekmektedir:

Asimetrik tüylerin anlamı, bu canlıların uçma yeteneğine sahip olmalarıdır. Devekuşu gibi uçamayan kuşlar, simetrik tüyleri olan kanatlara sahiptirler. E. Olsen, A. Feduccia, "Flight Capability and the Pectoral Girdle of Archæopteryx", Nature, 1979, s. 248.
Anatomist David Menton ise, Archæopteryx'in tüylerinin kompleksliğini vurguladıktan sonra, bazı evrimcilerin canlıyı kısmen pullu gibi gösterme çabalarının aldatıcılığına şöyle dikkat çeker:

... Tüyler yalnızca kuşun yüzeyine uygulanmamış. Tüylerin liflerle kemiklere bağlandıkları yerlerde, küçük "çıkıntılar" görürüz. Bu yüzdenArchæopteryx'te birincil ve ikincil kanat tüyleri sırasıyla "el"e ve "ulna"ya tutturulmuştur. Ve kuyruktaki tüyler 20 omurun her birine dikkatle bağlanmıştır. Bu kuşun bacaklarında ve vücudunda çok sayıda küçük tüyler var ve başının da tüylerle kaplı olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır. Ancak Archæopteryx'in veya onun hayali atalarının resimlerine baktığınızda, ressamların çoğunlukla pullu kafa gösterdiklerini görürsünüz. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland, Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19. 
Bir kısım evrimciler, Archæopteryx'in tüy yapısındaki bazı özellikleri öne sürerek, bu canlının "ağaçlara tırmanıp oralardan planör gibi süzülen veya kanat çırparak yerden kısa sürede havalanan bir dinozor" olduğunu iddia etmişlerdir. OysaArchæopteryx'in mükemmel yapıda ve asimetrik tüylerinin olduğu, geride bıraktığı tüm kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Archæopteryx'in kanatlarının ve kanat tüylerinin şekli ve genel orantısı günümüz kuşları ile aynıdır. Archæopteryx'in sahip olduğu kanat yapısının 150 milyon yıldır (Jurasik dönemden beri) bir değişikliğe uğramamış olması, Archæopteryx'in kanatlarının uçuşa uygun olarak yaratıldığını göstermektedir. Archæopteryx'in uçamadığını söyleyenler, onun kanat tüylerindeki asimetrik yapıya açıklama getiremezler. Alan Feduccia, Harrison B. Tordoff, "Feathers of Archæopteryx: Asymmetric Vanes Indicate Aerodynamic Function", Science, cilt 203, 9 Mart 1979, s. 1021.

Bu canlı, kusursuz uçuş kasları ve uçuşa uygun tüyleriyle, tam bir uçucu kuştur. Daha önce yaşamış yarı sürüngen-yarı kuş hiçbir canlının fosiline rastlanmamıştır. Dolayısıyla Archæopteryx günümüz kuşları kadar "uçucu" olan yapısıyla evrim teorisi aleyhinde önemli bir delildir.
Archæopteryx'in kanatlarındaki pençeler:


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/80.jpg
Günümüzde Venezuella'da yaşayan Hoatzin kuşları da aynı Archæopteryx gibi pençeli kanatlara sahiptir. Dünyada pençeli kanatlara sahip başka birçok kuş türü vardır. Bu durum, pençeli kanatların bir ara geçiş formu özelliği olduğu iddiasını yıkmaktadır.

Evrimciler Archæopteryx'in kanatlarında pençeler olmasını, Archæopteryx'in dinozorlardan evrimleştiğine ve bu canlının bir ara geçiş formu olduğuna delil olarak kullanırlar. Oysa bu özellik canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Nitekim günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Touraco corythaix ve Opisthocomus hoazin'de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuştur. Dolayısıyla Archæopteryx'in kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yönündeki iddia geçersizdir.

Ayrıca 1983 yılında İngiliz Doğa Tarihi Müzesi'nde, kanatlarında pençeleri olan 9 ayrı kuş ailesine ait birçok türün örnekleri sergilenmiştir. Dolayısıyla kanatlardaki pençeler Archæopteryx'i bir ara geçiş formu yapmaz. Bu, günümüzde de yaşamakta olan bazı kuşlara ait bir özelliktir.
Archæopteryx'in ağzındaki dişler:

Evrimci biyologların,Archæopteryx'i ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli noktalardan biri, ağzındaki dişleridir. Ancak bu özellik, canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde ilgisi olduğunu göstermez. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu öne sürerek yanılmaktadırlar. Çünkü dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemlisi, dişli kuşların Archæopteryx'le sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların soyu tükenmiştir. Ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman, gerek Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlerde "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşam sürdürdüğünü görürüz. Dr. Carl Wieland bu konuyu şöyle yorumlamaktadır:

Archæopteryx'in dişleri olduğu gerçeği fazlaca abartılmıştır. Archæopteryx, kavrayıcı dişlere sahip olan tek kuş fosili değildi. Bazı kuş fosillerinin dişleri bulunmaktaydı, bazılarının da yoktu. Fakat birçok sürüngen dişlere sahip değilken, dişler nasıl olur da sürüngenlerle olan bir akrabalığı ispatlayabilmektedir?… Bazı memelilerin dahi dişleri vardır ve bazılarının ise yoktur. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/81.jpgBu konudaki çok önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçek, Archæopteryx'in ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. L. D. Martin, J. D. Stewart ve K. N. Whetstone gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları ölçümlere göre, Archæopteryx'in ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen theropod dinozorların dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır, kökleri de dardır. S. Tarsitano, M. K. Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin yaptıkları çalışmalar da, Archæopteryx ile dinozorlar arasında öne sürülen bazı "benzerlik"lerin tümüyle yorumlama hatası olduğunu ortaya çıkarmıştır. S. Tarsitano, M. K. Hecht, Zoological Journal of the Linnaean Society, cilt 69, 1985, s. 178; A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 177, 1980, s. 595.

Tüm bunlar, Archæopteryx'in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise son derece bilim dışı bir yaklaşımdır.
Archæopteryx'in çene kemiği:

Archæopteryx'in çene kemiğinin dinozorlara benzediği iddia edilmiştir, ancak Haubitz ve ekibi tarafından bilgisayar tomografisi kullanılarak yapılan incelemelerde, Archæopteryx'in çene kemiğinin gerçekte günümüz kuşları ile aynı olduğu ortaya çıkmıştır. Çene hareketi de evrimci iddiayı çürüten önemli bir kanıttır: Sürüngenler de dahil olmak üzere çoğu omurgalılarda sadece alt çene hareket eder; fakat kuşlarda -Archæopteryx de dahil olmak üzere- üst çene de hareket etmektedir.

Archæopteryx'in parmak yapısı ve kanatları:

Archæopteryx hakkındaki evrimci teze bir darbe de, parmak yapısından gelmektedir. theropod dinozorlarla kuşların ön kol kemiklerinin embriyonik süreç sırasındaki gelişme biçiminin birbirinden tamamen farklı olduğu bulunmuştur. theropod dinozorlarının elleri, birinci, ikinci ve üçüncü sıradaki parmak kemiklerinden, kuşların kanatları ise ikinci, üçüncü ve dördüncü sıradaki parmak kemiklerinden gelişir. Bu gerçek, dinozorları kuşlardan ayıran son derece önemli bir delildir ve 1997 tarihli Science dergisindeki bir makalede bu konuya şu şekilde dikkat çekilmiştir:

Aslında kuşların kökeni konusunda kolay bir çözüm bulunamamıştır. (…) Bu görüşteki problem evrimsel bir boşluğun olması, ikna edici hiçbir ara geçişin olmamasıdır. İhtiyacımız olan şey, çeşitli post-Archæopteryx bulgularını tamamlamak için, proto-Archæopteryx bulguları edinmektir. Ama zaman içinde ortaya çıkan dinozorların I-II-III düzeninin aksine, kuşların II-III-IV parmak formülü, dinozor kökenli (orthodoxy)ye inanmak için en önemli bariyer konumundadır. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?", Science, cilt 278, 24 Ekim 1997, s. 596-597


Nesli tükenmiş, tüneyen bir kuş türü: Archæopteryx


Araştırmacılar Solnhofen tüylerinin yanı sıra Archæopteryx'in uçuş tüylerinin asimetrisini, uçan ve uçucu olmayan modern kuşlarınki ile karşılaştırdılar.1 Archæopteryx'in tüylerinin ortalama asimetrisinin 1,25 olduğunu keşfettiler ki bu, günümüzdeki uçan kuşlarınkinden daha düşüktü; ama günümüzün uçucu olmayan kuşlarınkini aşıyordu. İzole edilen tüy ise 2,2'lik bir asimetri sergiliyordu; tam uçan günümüz kuşlarının sahasındaydı. Ayrıca Archæopteryx'in pençeleri 500'den fazla günümüz kuş türü ile karşılaştırıldı. Araştırma Archæopteryx'in arka ayaklarının tüneyen kuşların, orta pençelerinin ise en güçlü tüneyen kuşların alanına düştüğünü gösterdi.2 Bu nedenle söz konusu çalışmayı yapanlar Archæopteryx'in tüneyen, tam bir kuş olduğu sonucuna vardılar.

1. J.R. Speakman, S.C. Thomson, "Flight Capabilities of Archæopteryx", Nature, vol. 370,
18 Ağustos 1994, s. 514.
2. Alan Feduccia, "Evidence from Claw Geometry Indicating Arboreal Habits of Archæopteryx", Science, vol. 259, 5 Şubat 1993, ss. 790-793.

DARWINİSTLERİN SAHTE ARCHÆOPTERYX ÇİZİMLERİ
http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/82.jpg
(1) 1975'te Amerikalı paleontolog Robert T. Bakker'den sonra değiştirildi.
(2) 1979'da Amerikalı paleontolog John H. Ostrom'dan sonra değiştirildi.
(3) 1980'da Amerikalı paleontolog Paul C. Sereno'dan sonra değiştirildi.
(4) 1991'de Amerikalı paleontolog Derek Briggs'den sonra değiştirildi.

Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri Enstitüsü'nden J. Richard Hinchliffe, bu sonuca embriyolar üzerinde modern izotopik teknik kullanarak varmış; kuşların ellerinin II, III ve IV. parmaklardan oluşurken, theropod dinozorlarının I, II ve III. parmaklardan oluştuğunu saptamıştır. Bu ise Archæopteryx-dinozor bağlantısını savunanlar için büyük bir problemdir.139 Hinchliffe'nin araştırma ve gözlemleri, Science'ın aynı makalesinde şöyle anlatılmaktadır:

Theropodlarla kuş kemikleri arasındaki homoloji, "dinozor-kökeni" hipotezi ile ilgili diğer bazı problemleri akla getirmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:

- Archæopteryx kanadı ile kıyaslandığında, (vücut büyüklüğüne göre) theropodun çok daha küçük olan ön kolu. Bu tip küçük kollar, oldukça büyük bir dinozorun yerden yukarıya doğru havalanması için ikna edici bir ön kanat değildirler.

- theropodlarda bilek kemiğine, çok nadir olarak -sadece dört türde- rastlanmaktadır. theropodların çoğunda, bileği oluşturan kemik parçalarının sayısı çok daha fazladır ve Archæopteryx'in bilek kemiği ile benzerlik kurulması çok zordur. Ayrıca L. D. Martin, J. D. Stewart ve K. N. Whetstone gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları araştırmalarda, Archæopteryx ile theropod dinozorlarının bilek kemikleri karşılaştırılmış ve aralarında hiçbir benzerlik olmadığı ortaya konmuştur. -L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86; L. D. Martin "Origins of Higher Groups of Tetrapods", Ithaca, Comstock Publising Association, New York, 1991, s. 485, 540.
Anatomist David Menton bir röportaj esnasında, "Archæopteryx'in ayakları, onun karada koşan bir dinozor olduğu görüşünü destekler mi?" sorusuna şöyle yanıt vermiştir:

Hayır. Archæopteryx'in tüm tüneyici kuşlar gibi arkayı işaret eden kavrayıcı bir ayak parmağı ya da arka ayak parmağı bulunmaktadır. Arkaya doğru bakan parmaklar bazı dinozorlarda da bulunmaktadır; fakat bunlar tüneme için kullanılan kıvrık pençeli, kavrayıcı ayak baş parmağı gibi değildir. -"Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

Archæopteryx'in iskelet yapısı:

Archæopteryx'in iskelet yapısının, öne eğik durmasına neden olduğu ve bunun da dinozorlara ait bir özellik olduğu şeklindeki yorumlar bilimsel bulgular tarafından doğrulanmamaktadır. A. D. Walker bu yönde yapılan yorumların yanlış olduğunu ve Archæopteryx'in iskelet yapısının kuşlarda olduğu gibi canlının geriye doğru durmasına elverişli olduğunu açıklamıştır. Dr. David Menton kuşların iskelet yapısından şöyle bahsetmektedir:

… sürüngenler, memeliler ve yaşayan kuşlar arasında dizayn benzerlikleri bulunmaktadır. Kuşlar kendilerine özgü, özelleşmiş bir iskelete sahiptirler. Aynı zamanda bir ornitolog olan ünlü bir evrimci şöyle söylemektedir: "Kuşlar uçmak için oluşturulmuşlardır. Archæopteryx de öyle." A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 117, 1980, s. 595

Archæopteryx'in denge becerisi:


http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/83.jpg
DARWINIZM BİLİM DALI DEĞİLDİR, HAYALİ VE YALANA DAYALI BİR FELSEFEDİR


Tek bir fosile dayanılarak yapılan farklı Archæopteryx çizimleri, evrimci bilim adamlarının hayal güçlerinin, fosil yorumlarında ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Hiçbir bilimsel değeri olmayan bu hayali çizimler, kamuoyunu etkilemek için sözde delil olarak sunulmaktadır. Ancak bu sahtekarca yöntemler, Darwinizm'in bir bilim olmadığını ortaya koymaktadır. Birçok bilim dalı vardır, ancak Darwinizm bir bilim değildir; yalana dayalı, hayali bir felsefedir.

Scientific American dergisinin 6 Ağustos 2004 sayısında, "İlk Kuşların Uçmak için Beyinleri Vardı" başlıklı haberde, bilinen en eski kuş türü Archæopteryx'in uçmak için gerekli olan özel sinir sistemi mekanizmalarına sahip olduğu belirtilmektedir. 1861 yılında paleontologlar bu kuş türüne ait fosili bulduklarında bunun kısa süre önce ortaya atılan evrim teorisine delil olacağını düşünmüşlerdi. Ancak zaman içinde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda bunun gerçek dışı bir iddia olduğu ortaya çıktı.

Teksas Üniversitesi'nden Timothy B. Rowe ve ekibi 147 milyon yıllık Archæopteryx iskeletinde uçucu özellikleri araştırmaya başladılar. Röntgen görüntülerinden yararlanarak oluşturdukları üç boyutlu kafatası üzerindeki çalışmalarında, gelişmiş görme merkezi ve iç kulak kanallarının uçucu kuşlardakine çok benzer olduğunu ortaya koydular. Bu yapıların sonucunda mevcut olduğu anlaşılan denge becerileri de uçuculuk için gereken özelliklerdir.

Ohio Üniversitesi'nden Lawrence M. Witmer, "Kuşların sadece tüylerden ibaret olduğunu düşünüyorduk," diyor ve devam ediyor, "uçabilmek için büyük bir bilgisayar da yerleştirmeniz gerekiyor.". Jurasik çağa ait Archæopteryx kuşunun kafatasını ileri tekniklerle inceleyen bilim adamları da, Nature dergisinde yayınlanan araştırmalarında, Archæopteryx'in beyninde uçuculuk ve denge için günümüz kuşlarına benzer yapılar olduğunu, 150 milyon yıllık kuşun açıkça uçabildiğini söylemektedirler. -Jacqueline Ali, "Bird brain reveals flight secrets", BBC News Online; http://news.bbc. co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm

Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden Dr. Angela Milner'in ifadesiyle, Archæopteryx'in beyni tümüyle kuşlarınkiyle aynıdır. Bilgisayarlı tomografi yoluyla kafatasının üç boyutlu yapısını ve bilgisayarla iç kulağı yeniden oluşturan Dr. Milner, "Dinozora benzer bir beyinle karşılaşmayı bekliyorduk. Fakat tümüyle kuşlarınkiyle aynıydı." diye belirtmektedir. Yapılan araştırmada Archæopteryx'in beyin anatomisinin günümüz uçucu kuşları ile çok yakın bir yapıda olduğu ortaya çıkmıştır; iç kulakta denge için kullanılan gelişmiş kanallar ve görme için daha büyük optik loblar vardı. Bunların her ikisi de verimli bir uçuş için zaruri özelliklerdir. Dr. Milner, "Beyin taramaları Archaeopteryx'in aslında kuşların uçmasına imkan veren tüm yapılara sahip olduğunu gösterdi," diye eklemektedir. -Jacqueline Ali, "Bird brain reveals flight secrets", BBC News Online; http://news.bbc. co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm

Zamanlama uyumsuzluğu:

Archæopteryx'in dinozor-kuş arası bir canlı olamayacağının en önemli delili, theropod dinozoru fosillerinin, bulunan Archæopteryx fosillerinden çok sonraki dönemlere ait olmasıdır. Kuşların atası olduğu iddia edilen dinozor fosillerinin, Archæopteryx'ten yaklaşık 75 milyon yıl sonrasına ait Kretase dönemine ait oluşları, böyle bir geçişin tümüyle hayali olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu "zamanlama uyumsuzluğu", Archæopteryx hakkındaki evrimci iddialara yıkıcı bir darbe indirmektedir. Amerikalı Biyolog Jonathan Wells Icons of Evolution (Evrimin İkonaları) adlı kitabında, Archæopteryx'in evrim adına adeta bir "ikona" (kutsal sembol) haline getirildiğini, oysa delillerin bu canlının "kuşların ilkel atası" olmadığını açıkça gösterdiğini vurgulamaktadır. Wells'e göre bunun göstergelerinden biri, Archæopteryx'in atası olarak gösterilen theropod dinozorların Archæopteryx'ten daha genç olmalarıdır; çünkü söz konusu dinozorlar "(fosil kayıtlarında)Archæopteryx'ten daha sonra ortaya çıkarlar." Jonathan Wells, Icons of Evolution, Regnery Publishing, 2000, s. 117.


Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması O'nun ayetlerindendir.
(Şura Suresi, 29)

http://www.harunyahya.org/bilim/kuslarin_ucusun_kokeni/res/84.jpg

Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri Enstitüsü'nden Richard Hincliffe, Science dergisinde yer alan bir makalesinde bu konuya şöyle değinmektedir:

Gerçekten de pek çok theropod dinozor, özellikle de kuşa benzeyen dromaesaurlar fosil kayıtlarında Archæopteryx'ten daha sonra bulunmaktadırlar. Richard Hinchliffe, "The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?", Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997, s. 596-597

Öte yandan, Archæopteryx ile yakın dönemlerde yaşamış kuş fosillerine rastlanmış olması da, Archæopteryx'in bir ara geçiş formu olmasını imkansız kılan bir başka önemli delildir. Tüm bunlar, Archæopteryx'in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise, son derece tutarsızdır. Amerikalı Biyolog Richard L. Deem de "Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory" ("Kuşlar Dinozordur" Teorisinin Sonu) başlıklı makalesinde, kuş-dinozor evrimi iddiası ve Archæopteryx hakkında şunları yazmaktadır:

'Kuşlar dinozordur' teorisiyle ilgili başka problemler de vardır. theropodların ön ayakları Archæopteryx'e kıyasla, vücutlarına göre çok küçüktür. Bu canlıların ağır vücutları da düşünüldüğünde, bir tür "ön-kanat" (proto-wing) geliştirmeleri olası gözükmemektedir. theropod dinozorların çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek kemiğinden yoksundur ve Archæopteryx'te hiçbir benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir. Bütün theropodlarda V1 sinirleri [göze ait oftalmik sinirler] diğer bazı sinirlerle birlikte kafatasını yandan terk eder, kuşlarda ise aynı sinirler kafatasını ön taraftan kendilerine ait bir delikten geçerek terk eder. Bir başka sorun ise, theropodların çok büyük kısmının Archæopteryx'ten daha sonra ortaya çıkmış olmalarıdır. -Richard L. Deem, "Demise of the 'Birds are Dinosaurs' Theory"; http://www.yfiles.com/ dinobird2.html


Bu bilgilerin ışığında Archæopteryx veya ona benzeyen diğer kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde ispatlanmış durumdadır. Fosiller, kuşların sürüngenlerden -veya bir başka gruptan- evrimleştiklerini göstermemektedir. Aksine özgün yapılarıyla aniden ortaya çıktıklarını kanıtlamaktadır.

Sonuç:

Görüldüğü gibi Archæopteryx'in bir kuş olduğunu gösteren çok açık özellikleri bulunmaktadır. Üstelik Archæopteryx'in iyi bir uçucu kuş olmasını engelleyecek hiçbir özelliği bulunmamaktadır. -S. L. Olson, Alan Feduccia, Nature, cilt 278, 1979, s. 247.-Archæopteryx'in organlarının theropod dinozorları ile hiçbir benzerlik göstermediği, bilim dergilerinden Science'da da şöyle aktarılmaktadır:

Hiçbir dinozorun ayrılmış bir ayak başparmağı yoktur, fakat bütün kuşların vardır, bu onların konmak için kullandıkları ayaklarıdır... Bütün dinozorlar testere dişlidir, sivri azı dişleri vardır. [142 milyon yıllık bir kuş fosili olan] Confuciusornis'in dişi yoktur. Archæopteryx'in dişleri olmasına rağmen testere biçiminde değil, çivi benzeri bir şekilde altta sıklaşmaktadır. Bütün dinozorların kafataslarının arkasında iki geniş açılım vardır. Kuşların ise yoktur. En ince detayına kadar aralarında hiçbir bağlantı yoktur. "The Oldest Fossil Bird: A Rival for Archæopteryx", Science, cilt 199, 20 Ocak 1978, s. 284

Tüm bilimsel bulgular, Archæopteryx'in dinozorlarla kuşlar arasında bir ara geçiş canlısı olamayacağını ortaya koymakta, bazı evrimcilerin bu konuda öne sürdükleri iddiaların geçerli olmadığını göstermektedir. Archæopteryx fosilinin neden bir ara geçiş formu olmadığı ve evrimcilerin bu canlının bazı özelliklerini nasıl çarpıttıkları konusunda Dr. Michael Denton şu yorumu yapar:

1984'te Almanya, Eichstátt'ta kuşların kökeni konusunda uzman bilim adamları Uluslararası Archæopteryx Konferansı'na katılmıştı. Bu canlı ile ilgili olarak orada konuşulan her konuda anlaşmazlık içindeydiler, fakat Archæopteryx'in gerçek bir kuş olduğu görüşü üzerinde çok geniş bir fikir birliği vardı… Bu onların gerçekte Archæopteryx'in ara geçiş formu olan ilkel bir kuş olduğuna inanmadıkları anlamına mı geliyordu? Kendilerini bu bildiriyi hazırlamak zorunda hissetmeleri ilginçtir… Vardıkları sonuçların, bir kişinin Archæopteryx'in gerçekte evrimle ilgili olarak hiçbir şey ifade etmediğini düşünmesine sebep olacağının açıkça farkındaydılar. O yüzden hepsi bu bildiriyi imzaladı. Elbette ki eğer (Archæopteryx) gerçek bir kuş ise, çoğu zaman duyduğumuz gibi yarı gelişmiş, yarı sürüngen-yarı kuş benzeri bir canlı değildi. "Bird Evolution Flies out the Window", An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

Kısacası kuş evrimi, biyolojik veya paleontolojik kanıtları olan tutarlı bir tez değil, Darwinist ön yargılardan kaynaklanan tamamen hayali ve gerçek dışı bir iddiadır. Bazı uzmanların bilimsel bir gerçekmiş gibi söz etmeyi sevdikleri kuş evrimi konusu, felsefi nedenlerle ayakta tutulan bir masaldan ibarettir. Bilimin gösterdiği gerçek, kuşlardaki kusursuz tasarımın bilinçli bir tasarım eseri olduğu, yani kuşları Yüce Allah'ın yarattığıdır.